<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title></title>
	<atom:link href="http://www.odin.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odin.net</link>
	<description></description>
	<pubDate>Wed, 07 May 2008 22:17:47 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Dünyanın 100 Entellektüeli Anketi</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/gundem/dunyanin-100-entellektueli-anketi/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/gundem/dunyanin-100-entellektueli-anketi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 10:45:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/?p=2279</guid>
		<description><![CDATA[
Uluslar arası ilişkiler hakkında çıkan Foreign Policy dergisinin sitesinde yapılan &#8220;Dünyanın yaşayan 100 entelektüeli &#8221; anketi arasında 2 Türk bulunuyor Fettullah Gülen ve Orhan Pamuk var. Keşke daha çok sayıda olsaydı . Ama 2 tane hiç yoktan iyidir diye düşünüyorum.
Oy kullanmak için Foreign Policy: The Top 100 Public Intellectuals adresini ziyaret edebilirsiniz. Aşağıya doğru küçük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://img76.imageshack.us/img76/1632/strategypb5.jpg' alt='' class='alignnone' /><br />
Uluslar arası ilişkiler hakkında çıkan Foreign Policy dergisinin sitesinde yapılan &#8220;Dünyanın yaşayan 100 entelektüeli &#8221; anketi arasında 2 Türk bulunuyor Fettullah Gülen ve Orhan Pamuk var. Keşke daha çok sayıda olsaydı . Ama 2 tane hiç yoktan iyidir diye düşünüyorum.</p>
<p>Oy kullanmak için Foreign Policy: The Top 100 Public Intellectuals adresini ziyaret edebilirsiniz. Aşağıya doğru küçük karelerden oy verebilirsiniz</p>
<p>http://www.foreignpolicy.com/story/cms.php?story_id=4262  url de bu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/gundem/dunyanin-100-entellektueli-anketi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sodom ve Gomere&#8217;nin son günü</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/gundem/sodom-ve-gomerenin-son-gunu/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/gundem/sodom-ve-gomerenin-son-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2008 09:58:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/?p=2278</guid>
		<description><![CDATA[Hz Lût (a.s), Arap yarımadasını puta tapıcılıktan alıkoymak, ortaksız ve tek bir Allah&#8217;ı tanıtmaya çağıran ve bu mukaddes yolda büyük başarılar kazanan Hz. İbrahim&#8217;in amcasının oğludur. Ömrü ve peygamberliği bugün Ürdün devletinin sınırları içinde bulunan Lût gölü çevresinde geçmiştir. Günümüzde tuzlu suların doldurduğu orta büyüklükte olan su saha, eskiden toprakları oldukça verimli bir vadi idi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz Lût (a.s), Arap yarımadasını puta tapıcılıktan alıkoymak, ortaksız ve tek bir Allah&#8217;ı tanıtmaya çağıran ve bu mukaddes yolda büyük başarılar kazanan Hz. İbrahim&#8217;in amcasının oğludur. Ömrü ve peygamberliği bugün Ürdün devletinin sınırları içinde bulunan Lût gölü çevresinde geçmiştir. Günümüzde tuzlu suların doldurduğu orta büyüklükte olan su saha, eskiden toprakları oldukça verimli bir vadi idi ve o günün önemli şehirlerini sinesinde barındırıyordu. Bu şehirlerin ikisinin adını bugün de biliyor ve yapılan ilmi kazılar sonunda izlerine rastlıyoruz. <span id="more-2278"></span></p>
<p>Şehirler; Şezum (Sodom) ve Omore (Gomore) şehirleridir.<br />
Hz. Lût (a.s) Şezum şehrinde oturuyordu. Şimdi size bu çevrenin ve bu çevrede dosdoğru Allah yolunun sözcülüğünü ve yılmaz mücadelesini yapan Hz. Lût&#8217;un son günlerine ait bir hikayeyi kısaca anlatacağız&#8230;<br />
İnsanoğlu, yolun doğrusundan bir kere çıkmaya görsün; düşmeyeceği sapıklık ve yuvarlanmayacağı uçurum yoktur. Hz. Adem&#8217;in oğlu Kabil&#8217;e yeryüzünün ilk cinayetini, üstelik öz kardeşinin canına kıydırmak suretiyle işleten şehvet hırsı, Hz. Lût&#8217;un kavmini büsbütün başka ve yüz kızartıcı bir ahlak düşkünlüğüne sürüklemiştir.<br />
Bu sonsuz kavim erkek erkeğe cinsi birleşmeyi (livata) vazgeçilmez, sapıkça bir huy haline getirmişlerdi. Hz. Lût&#8217;un dosdoğru yolu temsil eden bir Allah resulü sıfatıyla durmak ve yorulmak bilmez bir gayret göstererek yaptığı bütün ikazlar ve verdiği bütün acı-tatlı öğütler bu ahlak düşkünlerine zerrece bir tesir etmiyordu.<br />
Nihayet her şeyi daha başından bilen Ulu Allah&#8217;ın kesin ve değişmez hükmünün günü geldi. Hz. Lût&#8217;un sapık kavmi, Allah&#8217;ın başlarına vereceği karşı durulmaz bir felaketle, toptan mahvolacak ve yokluğun karanlıklarına gömülecekti.<br />
Ulu Allah (c.c) bu kesin kararını bildirmek ve kendisine inanmış birkaç yakını ile birlikte, son günlerini yaşayan günahkar şehirden ayrılmasını söylemek üzere Hz. Lût&#8217;a günün birinde üç tane melek göndermişti. Melekler; genç ve yakışıklı erkek kılığına girerek yeryüzüne inmişlerdi.<br />
Şezum (Sodom) şehrine vardıklarında doğruca Hz. Lût&#8217;un evine yöneldiler. Şehvet sapıkları şehre üç tane genç ve yakışıklı delikanlının geldiğini duyunca bir anda yollara dökülerek gelenleri görmek istediler. Meleklerin geçtiği yolun hir iki yanı, ahlak düşükleri tarafından doldurulmuştu. Tap taze erkek kılığına girmiş meleklere bakarken hepsi şehvet kururganlıkları içinde kıvranıyor; ağızlarından salyalar akıyordu. Azgın kalabalığın arasında yollarına devam eden melekler, Peygamber Lût&#8217;un evine vardılar. Kudurmuş ahlaksızların hiçbirisi, ele geçirip azgın şehvetlerini bir anlığına tatmin edebilmek için arkalarından kıvrandıkları gençlerin, şehirlerini ve çevrelerini toptan yok etmeyi kararlaştıran Allah&#8217;ın emri ile birlikte gelmiş melekler olduğunu bilmiyor ve düşünmüyorlardı.<br />
 Melekler Lût&#8217;un evine varınca önce kim olduklarını söylemediler. Arkalarına takılan kalabalık evin kapısına dayanmıştı. Anlaşılmaz sözlerle bağırışıyorlar ve Hz. Lût&#8217;un evine aldığı genç delikanlıları ellerine vermesini istiyorlardı. Hz. Lût (a.s) gelen misafirlerinden utanıyordu ve kapıda bağrışan kalabalığın azgın hırslarından endişe ediyordu.<br />
Bir ara evinin kapısına çıktı; kudurmuş kalabalığa dündü &#8220;ey azgınlar, soysuzlar, gelenler benim olduğu kadar kendinize de aziz misafirlerdir; yani hepinizin misafirleridir. Bu kadar da mı insanlığınızı unuttunuz? Bir parça olsun kendinize geliniz.&#8221; diye söze başladı.<br />
Kalabalıktan homurtulu gülüşmelerin geldiğini duyunca &#8220;size iki tane genç ve güzel kızımı vereyim. Gözlerinizi bürüyen şehvetinizi onlarla tatmin edin de tek beni misafirlerim karşısında rezil etmekten vazgeçerek buradan uzaklaşın&#8221; diye teklifte bulundu.<br />
Fakat kendinden geçmiş kalabalık hiçbir söz dinlememekte ve hiçbir teklife yanaşmamaktadır. Evin kapılarını arka arkaya zorluyor ve içerdeki gençleri istiyorlardı.<br />
Ağlamaklı bir çehre ile içeriye dönen Hz. Lût&#8217;a kapıdakilerin ısrarla istediği genç misafirler; melek olduklarını, Allah&#8217;ın emri üzerine geldiklerini bildirdiler ve dediler ki; &#8220;Allah&#8217;ın emri artık kesindir. Yıllardan beri söz dinletemediğin bu beyinsiz halkın artık sonu gelmiştir. Birkaç saat sonra topuna gökten ateş ve ölüm yağacak ve şehirleri ile birlikte yokluğa kavuşacaklardır. Onların başlarına gelmek üzere olan bu felaket, ısrarla Allah&#8217;ın emirlerine karşı gelenlere ve Peygamberler&#8217;in verdiği öğütlerine arka dönen sapıklara bütün devirler boyunca ibret dersi olacaktır. Allah&#8217;ın sana emri böyledir:<br />
Gece olunca sana inananları ve yakınlarını alacak ve ölüm kokan şu lanetlik şehirden habersizce uzaklaşacak ve şu sapık halkı lanetlik akibetleri ile baş başa bırakacaksın. Sana bunları söyleme geldik.&#8221;<br />
Allah&#8217;ın emri üzere Hz. Lût (a.s) ile inanmış yakınları meleklerin dediklerine uyarak Sodam ve Gomere&#8217;yi o gece yarısı, sezdirmeden terkettiler. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte lanetlik şehirlere ve sapık halkına gökyüzünden görülmemiş bir Allah gazabı boşalmaya başlamıştı. Ahlaksız soysuzlar neye uğradıklarını anlayamadılar. Yüce Allah (c.c.) ulu sabrını iyice kötüye kullanarak günden güne daha da azgınlaşanlara yakıcı kükürt alevleri ile taşlar yağdırıyordu. Bir kaç saniyelik afet ve ölüm saçan bir yağmur sonunda, halkın yekünü ile birlikte bütün şehirlerini ilerdeki insanlığın gözleri önüne bir ibret dersinin örneği olmak üzere harabeye çevirmiş ve yerle bir etmişti. </p>
<p>Esirgeyici Allah (c.c.) cümlemizi görünür, görünmez ve aniden bastıran felaketlerden korusun, amin!.. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/gundem/sodom-ve-gomerenin-son-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Temeli Allah Korkusu Olan İslâm Medeniyetinin Işığında Dünyayı Düşünmek</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/gundem/temeli-allah-korkusu-olan-islam-medeniyetinin-isiginda-dunyayi-dusunmek/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/gundem/temeli-allah-korkusu-olan-islam-medeniyetinin-isiginda-dunyayi-dusunmek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 20:12:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<category><![CDATA[islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/?p=2277</guid>
		<description><![CDATA[
İman, ilim ve irfanın aydınlığında gönüllere yerleşen Allah korkusu, her zaman müminlerin hayata ve geleceğe bakışlarını diri ve dimağlarını taze tutarak onları ilâhî rızaya uygun davranışlarda bulunmaya, karşılıksız sevmeye, yaratılmışlara şefkat göstermeye ve başkaları için fedakârlık etmeye yöneltmektedir. İnsanı ince bir ruh ve derin bir kavrayış ile bezeyen bu haslet, bir taraftan yüksek değerler ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.odin.net/wp-content/uploads/2007/06/kandirmak02.jpg' alt='' class='alignnone' /><br />
İman, ilim ve irfanın aydınlığında gönüllere yerleşen Allah korkusu, her zaman müminlerin hayata ve geleceğe bakışlarını diri ve dimağlarını taze tutarak onları ilâhî rızaya uygun davranışlarda bulunmaya, karşılıksız sevmeye, yaratılmışlara şefkat göstermeye ve başkaları için fedakârlık etmeye yöneltmektedir. İnsanı ince bir ruh ve derin bir kavrayış ile bezeyen bu haslet, bir taraftan yüksek değerler ve erdemlerle donanımlı bir insan modeli ortaya çıkarırken, diğer taraftan toplum hayatında zamanın ve dış şartların getirdiği olumsuzlukların önlenmesine ve hayatın akışının  sürekli iyiye doğru dönüştürülmesine bir imkân da hazırlamaktadır<span id="more-2277"></span></p>
<p>Allah korkusu, doğaya, çevreye ve bütün varlık âlemine hikmet gözüyle bakan, dünya hayatını haz ve egemenlik değil, sorumluluk ve imtihan alanı olarak değerlendiren bir medeniyet anlayışının inşasında kurucu unsur olarak yer alır ve inanan insanlara vahyin ışığında yol gösterir. Bu duygu sayesinde Müslümanlar, tarih boyunca madde ile manayı, bilgi ile duyguyu, bireyin özel çıkarı ile toplumun genel yararını, dünyevî kaygılarla ahirete yönelik beklentileri aynı pota içinde eritmeyi başarmış, nesneleri birer meta değil, Allah’ın ihsan ve nimeti; tabiatı ve çevreyi yağmalanması gereken fırsatlar değil, haklarına riayet edilmesi ve sorumluluk içinde  yararlanılması gereken imkânlar olarak görmüştür.</p>
<p>Bu doğrultuda oluşan İslâm Medeniyeti gelişmeyi ve yükselmeyi sadece ‘üretim’, ‘verimlilik’, ‘tüketim’ gibi maddî sınırların içine hapsetmeyip, medeniyetin gelişmesinde inanç, duygu, ahlâk ve estetik boyutu, aile yapısını, kültürel ve sosyal bünyenin güçlenmesini de dikkate alarak, hayatı dünyadan ahirete uzanan bütüncül bir süreç olarak değerlendirmiştir. İlim, sanat, edebiyat, mimarî ve diğer alanlarda kendilerine özgü bir tarz oluşturmalarını sağlayan bu bütüncül medeniyet algısı, İslâm toplumlarını, doyumsuz zevklerin ve sonuçları vahim olan ihtirasların beslediği ‘ne pahasına olursa olsun ilerleme anlayışı’ yerine, gelecek kuşaklar da dahil bütün insanlığa ve canlılara hayır ve yarar getiren bir medeniyet hamlesinin öncüleri yapmıştır.</p>
<p>Dindarlığın temeline Allah korkusunu, utanma duygusunu ve sorumluluk bilincini yerleştiren ve insanları ötekileştirmeden, barış, hoşgörü ve bilgi temelinde insanlığa önemli katkılarda bulunan İslâm dini ve Peygamber Efendimiz’in rahmet yüklü kuşatıcı mesajı, iyi anladığımız ve özümsediğimiz takdirde, insanlığın günümüzde eksikliğini hissettiği sevgi ve huzur ortamını inşa etmede vazgeçilmez bir önemi haizdir. </p>
<p>İnsanlık, tarih boyunca vakıfları ve diğer sosyal yardımlaşma kurumlarıyla hem maddî ilerlemeyi gerçekleştiren hem de insanları manevî bakımdan doyuran bu medeniyet damarından beslenebildiği, en azından onu doğru anlayabildiği takdirde, çağımızda hepimizi kuşatmış sorunlar karşısında daha kalıcı çözümler üretme, aşırılıklara düşmeden dengeli ve müstakim bir yol izleme imkânı bulmuş olacaktır</p>
<p>Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU<br />
Diyanet İşleri Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/gundem/temeli-allah-korkusu-olan-islam-medeniyetinin-isiginda-dunyayi-dusunmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kalbim Uyumaz!..</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/gundem/kalbim-uyumaz/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/gundem/kalbim-uyumaz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Apr 2008 23:57:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>odin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/?p=2276</guid>
		<description><![CDATA[
Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Benim gözlerim uyusa da kalbim uyumaz!” sözünü nasıl anlamalıyız?
Cevap: Hazreti Âişe validemiz, İnsanlığın İfthar Tablosu’nun (aleyhi ekmelüttehâyâ) gece ibadetini nazara verirken, bir keresinde kendisine “Yâ Rasûlallah! Vitr’i kılmadan mı uyuyorsunuz?” diye sorduğunu ve Allah Rasûlü’nün “Yâ Âişe! Şüphesiz benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz!” buyurduğunu söylemiştir.
Gece İbadeti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.students.itu.edu.tr/~kazango/yagmur.JPG" alt="" /></p>
<p>Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Benim gözlerim uyusa da kalbim uyumaz!” sözünü nasıl anlamalıyız?</p>
<p><span class="style5">Cevap:</span> Hazreti Âişe validemiz, İnsanlığın İfthar Tablosu’nun (aleyhi ekmelüttehâyâ) gece ibadetini nazara verirken, bir keresinde kendisine “Yâ Rasûlallah! Vitr’i kılmadan mı uyuyorsunuz?” diye sorduğunu ve Allah Rasûlü’nün “Yâ Âişe! Şüphesiz benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz!” buyurduğunu söylemiştir.<span id="more-2276"></span></p>
<p><span class="style5">Gece İbadeti ve Vitir Namazı</span></p>
<p>Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz’in “Kalbim uyumaz” deyişine sebep olan soru (sebeb-i vürud) nazar-ı itibara alındığında, Allah Rasûlü’nün, bu sözü biraz istirahat ettikten sonra kalkıp teheccüd ve vitir namazını kılmak üzere müteyakkız bir surette yattığını ifade sadedinde söylediği anlaşılacaktır.</p>
<p>Bir hadis-i şerifte, “Gecenin sonunda uyanamayacağından korkan, gecenin evvelinde vitri eda etsin, sonra yatsın! Gece kalkabilen ise vitri o zaman kılsın! Çünkü gecenin âhirindeki kıyamda rahmet melekleri hazır olur.” buyurulmuştur. Bir başka nebevî sözde de, “En son kıldığınız namaz vitir namazı olsun.” denilmiştir. Bu itibarla, gece uyanabilecek kimselerin vitir namazını tehir etmeleri daha faziletlidir. Ayrıca, teheccüde kalkma hususunda zorlayıcı bir sâik olması için vitri sonraya bırakmak ve vâcibi eda etmek maksadıyla mecburen uyanınca birkaç rek’at nafile namaz kılmaya gayret göstermek gece ibadetini itiyad haline getirebilme yolunda mühim bir vesiledir.</p>
<p>İşte, Hikmetin Lisan-ı Fasîhi (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, kalbinin her zaman uyanık olduğunu beyan edişi münasebetiyle en evvel akla gelmesi gereken hususlar; kendisi için -normal şartlarda- gece ibadetine kalkamama gibi bir endişenin söz konusu olmadığı, biraz istirahat etmek üzere gözlerini yumsa da mübarek gönlünün namaz heyecanıyla hep tetikte bulunduğu ve salât-ı vitri umumiyetle teheccüdden sonraya bıraktığıdır.</p>
<p><span class="style5">Kesintisiz Huzur ve Dâimî Yakaza</span></p>
<p>Rehber-i Ekmel (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in hayatına genel olarak bakıldığında ise; “Kalbim uyumaz” beyanından, O’nun hususî donanımına, özel konumuna ve kendi seviyesine has bir maiyyete mazhar kılındığını istinbat etmek lazımdır. Evet, Cenâb-ı Hak, Hazreti Rûh-u Seyyid’il-Enâm’a öyle bir tabiat vermiştir ki, O her an, hatta gözlerini kapayıp dinlendiği zamanlarda dahi Rabbin huzurunda duruyor gibidir ve gönül ufkunda o huzurun âdâbına hep riâyet etmektedir.</p>
<p>Aslında, ümmet-i Muhammed’den (aleyhissalâtü vesselam) bazıları, Cenâb-ı Hak ile münasebetleri bir an kesilse mahvolacaklarına inanmış; ne zaman O’nunla irtibatlarının azıcık perdelendiğini hissetseler ve muvakkat bir bulutlanmaya maruz kalsalar neredeyse kalbleri duracakmışçasına korkmuşlardır. Bir ömür boyu, her zaman O’nu görüyor ya da en azından O’nun tarafından görülüyor olma şuuruyla yaşamışlardır. Çıraklarının dahi gafletten bu derece uzak kaldıkları hesap edilirse, Sultanlar Sultanı’nın gözlerini yumduğu zamanlarda bile asla gaflete dalmayacağı daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<p>Evet, Allah Rasûlü çok farklı bir maiyyete mazhar idi ve çok farklı bir “maallah” hakikatini temsil ediyordu. Dolayısıyla O, cismanîyet itibarıyla uyurken bile gönlüyle her zaman uyanıktı. Tasavvuftaki ifadesiyle “yakaza” O’nun daîmî haliydi.</p>
<p>Lügat itibarıyla uyanıklık demek olan yakaza; ıstılah açısından, Hakk’ın emir ve yasakları karşısında uyanık, titiz ve duyarlı olmak; değişik makam ve mertebelerin bazı vâridlerine karşı her zaman fikrî ve ruhî istikameti muhafaza etmek, iltibaslara düşmemek ve hep basiret üzere bulunarak kulluk âdâbını korumak manalarına gelmektedir.</p>
<p>Gönlün yakazası ise, Hakk’ın her an, kullarının her hâline nigehbân bulunduğunun şuuruyla, his, idrak, irade ve kalb ile O’na tahsis-i nazar ederek ve hep ilahî huzurun edeplerini gözeterek yaşamaktır.</p>
<p>Evet, sürekli Hakk’ın dergahına müteveccih bulunmak ve “O her an beni gördüğüne göre, ben de her zaman temkinli olmalıyım” mülâhazasıyla O’ndan gelecek vâridatı beklemek müteyakkız bir kulun devamlı hâlidir ve böyle bir hak yolcusu ömür boyu Cenâb-ı Hakk’ın riayet ve inâyeti altındadır. Bu mansıbın en büyük kahramanı Hazreti Sultanu’l-müteyakkızîn, “Benim gözlerim uyur kalbim uyumaz” beyanıyla işte böyle bir yakaza-i dâimîye işaret buyurmuştur.</p>
<p><span class="style5">Gönül Uyanıklığı Esastır</span></p>
<p>Ferîd-i Kevn ü Zaman (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz’in dâimî bir yakaza içinde bulunması, mükellefiyeti açısından da O’nun tavırlarına aksetmiştir. Allah Rasûlü’nün kalbi daima uyanık bulunduğundan -sadece kendisine has bir keyfiyet olarak- uykudan kalktıktan sonra hemen namaza durduğu vâkîdir.</p>
<p>Hazreti İbn Abbas (radıyallahu anh) Rasûl-ü Ekrem’in yanında namaz kıldığı bir geceyi anlatırken “Namazını bitirince yana yaslandı ve uyudu. Hatta nefes alış verişleri uykuda olduğunu belli edecek şekildeydi. Bir müddet sonra Bilâl (radıyallahu anh) gelerek sabah namazı vaktini haber verdi. Bunun üzerine, Allah Rasûlü mescide çıkarak namazını kıldı; fakat abdest almadı.” demiştir. Demek ki, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in mübarek kalbi, uyku da dahil her zaman abdestinden emin olacak ve abdestinin bozulup bozulmadığını bilecek kadar hüşyardır.</p>
<p>Diğer taraftan, insanın uyuması ya da uyanıklığı illa gözlerinin açık ya da kapalı olmasına bağlanmamalıdır. Gözü açık olup da gönlü uyuyan bir sürü insan vardır. Gözlerinin mevcudiyetine rağmen göremeyen, kulakları olduğu halde işitemeyen ve maddî bir kalb taşısa da hakikatleri anlayamayan pek çok kimse bulunduğunu Kur’an-ı Kerim ifade etmektedir.</p>
<p>Aslında, hakiki görme mahalli kalbdir. Kalb gözünün açıklığı da diyebileceğimiz basîret sayesinde insan, ilâhî tecellîlerle nurlanıp Zât-ı Ulûhiyetin ünsiyeti ziyâsıyla sürmelenmiş bir idrâke sahip olur. Bu idrak ile de o, delil ve şâhide ihtiyaç duymadan eşyânın perde arkası sırlarıyla halvete erer ve aklın şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerde gider hakikatler hakikatine ulaşır.</p>
<p>Bundan dolayıdır ki, sıradan insanlar açısından gaflet vakti sayılan uyku zamanı bile İnsanlığın İftihar Tablosu için metafizik dünyalara açılma rıhtımı olmuştur. Çünkü O’nun hayali hep dupduru, rüyaları da sahihti. O, gözleri kapalı olduğunda dahi basiretiyle görülmezleri görüyor, hadiseleri süzüyor ve her şeyi değerlendiriyordu. Hatta maiyyetinin derinleştiği ve tamamen dünyaya kapandığı anlar, O’nun duymasının, görmesinin, idrak etmesinin ve değerlendirmesinin en keskin olduğu zamanlar sayılırdı. Mâsivâdan tamamen alâkasını kestiği o türlü hallerde vahiy geldiği çok olurdu. Allah Rasûlü, o halde iken, inzal olunan ayetlerin tek kelimesini bile zayi etmiyor; bazen bir cüz kadar yekûn tutan âyât-ü beyyinâtı bir anda kelimesi kelimesine hafızasına yerleştiriyordu. Oysa ki, o esnada kendisine dokunulsa farkına varamayacak kadar dışa karşı kapalı oluyordu; fakat, şuuru fevkalâde uyanıktı.</p>
<p>Bu itibarla, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in gözleri uyusa da kalbi hiç uyumazdı; belki zahirî ve cismanî ihsaslarının (dış duyu organlarının) muvakkaten işlemediği anlar olurdu, fakat, ihtisasları (havâss-ı bâtınenin, yani iç idrak latifelerinin duyuşları) her zaman faaldi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/gundem/kalbim-uyumaz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Her Zaman Temkin</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/makaleler/her-zaman-temkin/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/makaleler/her-zaman-temkin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Apr 2008 23:55:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>odin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<category><![CDATA[gülen]]></category>

		<category><![CDATA[hocaefendi]]></category>

		<category><![CDATA[nur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/?p=2275</guid>
		<description><![CDATA[
Soru: Yağmur duasına çıkılırken, elbiseleri ters çevirme, çocukları ve hayvanları da beraberinde götürme gibi rahmet-i ilahiyeyi celbe vesile olacak argümanlar kullanılıyor. Ülkemizin başındaki belaların savılması için dua edeceğimizde de rahmet-i ilahiyeyi coşturacak vesileler söz konusu mudur? Duada ve ubûdiyette temkinin yeri nedir?

İnsan, her ne vesile ile olursa olsun, Cenâb-ı Hakk’ın dergahına el açarken hep şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="style5"><img class="alignnone" src="http://www.halfeti.gov.tr/halfetim/resim/yagmur.jpg" alt="" /></span></p>
<p><span class="style5">Soru: Yağmur duasına çıkılırken, elbiseleri ters çevirme, çocukları ve hayvanları da beraberinde götürme gibi rahmet-i ilahiyeyi celbe vesile olacak argümanlar kullanılıyor. Ülkemizin başındaki belaların savılması için dua edeceğimizde de rahmet-i ilahiyeyi coşturacak vesileler söz konusu mudur? Duada ve ubûdiyette temkinin yeri nedir?<span id="more-2275"></span></p>
<p></span></p>
<p>İnsan, her ne vesile ile olursa olsun, Cenâb-ı Hakk’ın dergahına el açarken hep şu dörtlükte ifade edilen hissiyatı yakalamaya çalışmalıdır: (00.42)</p>
<p align="center">“Eli boş varılmaz varılan yere,<br />
Boş gelmedim yâ Râb, ben suç getirdim!<br />
Dağlar çekemezken o ağır yükü,<br />
İki kat sırtımda, pek güç getirdim&#8230;”</p>
<p>-Duada ellerin ters çevrilmesi doğru mudur? Elleri aşağıya çevirerek dua etmenin manası nedir? (01.42)</p>
<p>-Yağmur duasında elbiselerin tersine çevrilmesi, her şeyin alt üst olduğunu ve duaya duranların perişaniyetini ifade etmektedir; ortaya konan acıklı hal ilahî merhamete bir davetiyedir. (03.10)</p>
<p>-Hususiyle toplu dualarda insanların heyecanlarını tetiklemek lazımdır; fakat bu, klişe sözlerle değil, irticalinin samimiyeti içinde ve gönlün dilini kullanıp o güne kadarki ezberleri bozmak suretiyle yapılmalıdır. (03.54)</p>
<p>-Duada önemli olan saf, temiz, duru ve heyecan dolu bir kalble Cenâb-ı Hakk’a arz-ı halde bulunmaktır. (06.06)</p>
<p>-Bazı noktaları tutmuş ve toplum adına ümit âbidesi olmuş insanlardaki bir sarsıntı topyekün merhamet-i ilahiyenin kesilmesine sebebiyet verir. (07.36)</p>
<p>-“Hasenâtü’l-ebrâr seyyiâtü’l-mukarrebîn - Ebrârın öyle iyilikleri vardır ki, onlar mukarrebîn için günah sayılır.” denilmiştir. Bu söz, -füruat açısından- şer&#8217;î kıstasların bazı insanlara göre değişiklik gösterebileceğini ifade etmektedir. Evet, bazı kimseler vardır ki, onlar konumları itibarıyla, hususi lütuflara mazhardırlar, daima hıfz u inayet altındadırlar ve onların da bu himayeye karşı vefalı davranmaları beklenir. (10.35)</p>
<p>-İnsanın kurbiyeti arttıkça ve seviyesi yükseldikçe onda temkin duygusu da aynı nispette derinleşmelidir. (12.30)</p>
<p>-Hazreti Musa’nın “Şimdi bizi aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı helâk mi edeceksin Allahım?” (A’raf, 7/155) deyişi ve “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz, hepinize şamil olur. Biliniz ki Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.” (Enfâl, 8/25) ayetinin ifade ettiği hakikatler… (13.00)</p>
<p>-Mü’minlerin annesi Hazreti Âişe (radıyallahu anhâ)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: “Bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak; bir çöle geldiklerinde baştan sona bütün ordu yere batacaktır.” Hazreti Âişe der ki, “Bunun üzerine ben, yâ Rasûlallah, onların arasında ticaret için yola çıkanlar ve kötü niyetli olmayanlar varken niçin hepsi birden yere batacaktır?” diye sordum. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), “Hepsi birden yere batacak ama âhirette yeniden diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir.” buyurdu. (15.50)</p>
<p>-Hazreti Sâdık u Masdûk (aleyhi ekmelüttehâyâ) buyurdu ki: “Allah zalime mehil üstüne mehil verir; fakat, bir kere de onu derdest etti mi, artık iflah etmez.” (20.24)</p>
<p>-Çeşit çeşit şirkler vardır ve hiçkimse akıbeti hususunda güvende değildir; emniyet küfürdür. Şu kadar var ki, hep temkin içinde ve rıza-yı ilahî peşinde olma ebedî saadete ulaşma yolunda en büyük vesiledir. (22.24)</p>
<p>-Kendisini ve yolunu bulmuş insanlar için en önemli iki esas: Mevcudu bağlama ve mefkudu avlama&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/makaleler/her-zaman-temkin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberi hatırlayan tek gazete</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/gundem/peygamberi-hatirlayan-tek-gazete/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/gundem/peygamberi-hatirlayan-tek-gazete/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Apr 2008 23:51:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>odin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/?p=2274</guid>
		<description><![CDATA[
Dün peygamberimizin doğum günüydü. Gazete sayfalarında bırakın ilk sayfayı içinde bile tek kelime yazılmadı. Biri hariç. O da akıllara gelen gazetelerden de biri değil
Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in doğum günü olan dün, gazetelerde yer bulamadı. Sadece Radikal gazetesi, 13. sayfasında Avni Gürel&#8217;in &#8216;Sevgilinin doğum günü&#8217; başlıklı yazıyı tam sayfa olarak verilirken, Milli Gazete&#8217;de ise birkaç yazarın köşesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://image.haber7.com/haber/113974.jpg" alt="" /></p>
<p><span style="font: 16px/22px Arial;">Dün peygamberimizin doğum günüydü. Gazete sayfalarında bırakın ilk sayfayı içinde bile tek kelime yazılmadı. Biri hariç. O da akıllara gelen gazetelerden de biri değil</span></p>
<p><span style="font: 16px/22px Arial;">Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in doğum günü olan dün, gazetelerde yer bulamadı. Sadece Radikal gazetesi, 13. sayfasında Avni Gürel&#8217;in &#8216;Sevgilinin doğum günü&#8217; başlıklı yazıyı tam sayfa olarak verilirken, Milli Gazete&#8217;de ise birkaç yazarın köşesinde yer bulabildi.  <span id="more-2274"></span></p>
<p>Kutlu Doğum Haftası ile ilgili <span id="linkzHighlighted_262" style="font-weight: bold; color: #ff0000; line-height: 1.7; border-bottom: #ff0000 3px double;">geniş</span> şekilde yazılar yayınlayan ve ekler veren gazetelerde &#8216;Doğum günü&#8217; ile ilgili haber bulunamaması okuyuvularımızın dikkatinden kaçmamıştı.</p>
<p>HABER 7</p>
<p></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/gundem/peygamberi-hatirlayan-tek-gazete/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin (S.a.v) Doğumu</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/gundem/peygamber-efendimizin-sav-dogumu/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/gundem/peygamber-efendimizin-sav-dogumu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Apr 2008 07:23:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>odin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/?p=2273</guid>
		<description><![CDATA[
Dünya tarihinde önemli dönüşüm ve değişimlere sebep olan olaylar vardır. İnsanlık tarihinin en tesirli ve en etkili hadiselerinden biri de hiç şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v) in dünyaya teşrifleridir.
(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik[1]. Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik[2] âyetlerinde açıkça belirtildiği gibi, rahmet peygamberini, bütün dünya beklemekteydi.

Hz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.dinarimamhatiplisesi.k12.tr/cms/images/stories/muhammet%20s.a.v..jpg" alt="" /></p>
<p>Dünya tarihinde önemli dönüşüm ve değişimlere sebep olan olaylar vardır. İnsanlık tarihinin en tesirli ve en etkili hadiselerinden biri de hiç şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v) in dünyaya teşrifleridir.<br />
(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik[1]. Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik[2] âyetlerinde açıkça belirtildiği gibi, rahmet peygamberini, bütün dünya beklemekteydi.</p>
<p><span id="more-2273"></span><br />
Hz. Musa aleyhisselâma gönderilen Tevratta müjdeci, uyarıcı, kaba ve katı yürekli olmayan, sokaklarda bağırıp çağırmayan, kendisine yapılan kötülükleri iyilikle karşılayan, affeden [3] özelliklerle anlatılan Peygamber Efendimizin gelişini, herkes hasretle bekliyordu. Kurânın ifadesiyle Hz. İsa onun gelişini şöyle müjdeliyordu: Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allahın elçisiyim, benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti[4]</p>
<p>Peygamber Efendimiz daha dünyaya teşrif etmeden ve Peygamberlikle görevlendirilmeden ona inananlar olmuştu. şairimiz Arif Nihat Asya bu gerçeği şöyle dile getirir:<br />
Günler, ne günlerdi yâ Muhammed;<br />
Çağlar ne çağlardı:<br />
Daha dünyaya gelmeden<br />
Müminlerin vardı[5]<br />
Milli Şairimiz Mehmet Akif de, Peygamber Efendimizin gelişini, bütün insanlığın beklediğini şu mısraları ile anlatır:<br />
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,<br />
Kumdan, ayın on dördü, bir Öksüz çıkıverdi!<br />
Lâkin, o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler<br />
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi![6]</p>
<p>Allah Teâlâ, bütün peygamberlerden ümmetleri adına onun peygamberliğini tasdik edeceklerine ve ona yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Nitekim bu husus Kurânda şöyle anlatılır: Hani, Allah, Peygamberlerden: Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almış ve, Bunu kabul ettiniz mi verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? demişti. Onlar, Kabul ettik demişlerdi. Allah da, Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti[7].<br />
Kurânı Kerimden önce gelen bütün kutsal kitaplarda, Peygamber Efendimizin geleceğinden ve özelliklerinden söz edilmiştir. Ancak Hıristiyan ve Yahudi din adamları bu gerçeği gizlemişler ve tahrif etmişlerdir. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler[8] âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.</p>
<p>Allah Teâlânın, insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi ve hidayet öncüsü Hz. Muhammed (s.a.v)in Allah katından getirdiği ilahî davetini ve onun örnek ahlâkını anlamak, anlatmak, ona duyulan engin sevgiyi gönüllere yerleştirmek, topluma aktarmak maksadıyla yıllardır müslümanlar, onun dünyaya teşriflerini Mevlid kandili olarak kutlamaktadır. Hepimize, İslâm âlemine ve bütün dünyaya hayırlı olmasını niyaz ederiz.20 nisan,<br />
peygamber efendimizin doğum günüdür.Bu özel günü tebrik ederken konuyu bir hadisle bitirmek istiyorum. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: Ben Muhammedim, ben Ahmedim, ben Rahmet peygamberiyim [9].</p>
<p>__________________<br />
[1] Enbiyâ, 21/17.<br />
[2] Sebe, 34/28.<br />
[3] Muvatta, Mukaddime, 2.<br />
[4] Saf, 61/6.<br />
[5] Arif Nihat Asya, Dualar Ve Âminler, İstanbul, 1976, s. 64.<br />
[6] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, İstanbul, 1977, s. 499.<br />
[7] Âli İmrân, 3/81.<br />
[8] Bakara, 2/146.<br />
[9] Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126; Tirmizî, Daavât, 118.</p>
<p>Dr. Kerim BULADI<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/gundem/peygamber-efendimizin-sav-dogumu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Efendimizi Yaratana zikirler olsun</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/efendimiz/efendimizi-yaratana-zikirler-olsun/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/efendimiz/efendimizi-yaratana-zikirler-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Mar 2008 13:35:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/2008/efendimiz/efendimizi-yaratana-zikirler-olsun/</guid>
		<description><![CDATA[Bize Efendimiz Hz. Muhammed’i (S.a.v.) gönderen, tanıtan ve sevdiren Rabbimize şükürler olsun. Ey Yüce Yaratıcı; Sana ne kadar şükretsek ve Seni ne kadar zikretsek azdır. Tüm zikirler Sana’dır. Sen her şeye Kadirsin ve her şeyin üstündesin. Subhanallahi ve bihamdihi, Subhanallahil Azim.
Efendimiz ve zikir
* Peygamber efendimiz&#8217;e (s.a.v);
İşlerden hangisi faziletlidir? Diye sordular. Buyurdu ki; &#8220;Öldüğü zaman dilinin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bize Efendimiz Hz. Muhammed’i (S.a.v.) gönderen, tanıtan ve sevdiren Rabbimize şükürler olsun. Ey Yüce Yaratıcı; Sana ne kadar şükretsek ve Seni ne kadar zikretsek azdır. Tüm zikirler Sana’dır. Sen her şeye Kadirsin ve her şeyin üstündesin. Subhanallahi ve bihamdihi, Subhanallahil Azim.<br />
Efendimiz ve zikir<br />
* Peygamber efendimiz&#8217;e (s.a.v);<br />
İşlerden hangisi faziletlidir? Diye sordular. Buyurdu ki; &#8220;Öldüğü zaman dilinin, Allah-u Teala’nın zikri ile yaş olmasıdır.&#8221; (Beyhaki)<span id="more-2269"></span><br />
*Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu; &#8220;İşlerinizin en iyisinden, Allah-u Teala indinde en makbulünden, derecelerinizin en yükseğinden altın ve gümüş sadaka vermekten, daha üstün olandan ve sizin boyunlarınızın vurulduğu ve boyunlarını vurduğunuz düşmanlarla Allah yolunda cihat etmekten daha iyi olan amelinizi size haber vereyim mi? Ya Resulullah nedir? dediler. &#8220;Zikrullahtır&#8221; buyurdu. (Tirmizi) Yani Allah-u Teala’yı hatırlamaktır, anmaktır buyurdu.<br />
* Peygamber efendimiz (s.a.v) buyurdu; Gafillerin arasında Allah-u Teala’yı anan; ölüler arasında canlı gibi, kuru ağaçlar arasında yeşil ağaç gibi, harpten kaçanlar arasında harp eden asker gibidir. (Ebu Nuaym)<br />
* Ebu Hureyre&#8217;den (r.a) Resulullah&#8217;ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:<br />
&#8220;İki kelime vardır ki, dilde hafif, mizanda ise ağır gelir. Onlar; Subhanallahi ve bihamdihi, subhanallahil Azim dir.&#8221; (Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)<br />
Münafıklıktan Sana sığınırım!<br />
Allah(C.C.) buyuruyorlar ki; &#8220;Münafıklar Allah&#8217;ı çok az zikrederler.&#8221; (Nisa suresi/ 142) Demek ki Mümin Allah&#8217;ı çokça anmak zorundadır. Her an Allah’ı hatırda tutarak, hayatını O&#8217;nun kulu olduğunu teyid eden davranışlarda bulunarak geçirmek durumundadır. Allah’tan gafil olarak geçirilen vakitler, müminler için zarar demektir. Onlar Allah’ı çokça anarlar. &#8220;Rabbini sabah , akşam , içinden yalvararak ve korkarak, ancak duyabileceğin kadar hafif bir sesle an, sakın gafillerden olma.&#8221; (A&#8217;raf suresi/ 205) &#8220;Ey müminler! Allah’ı çok, çok anın. Sabah - akşam tesbih ve tenzih edin. Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için , üzerinize rahmet ve bereketini gönderen O&#8217;dur.&#8221; (Azhab suresi/41) Allah (C.C.) buyuruyor ki; &#8220;Beni anınız ki , ben de sizi anayım.&#8221; (Bakara suresi/152) Allah (C.C.) buyuruyorlar; &#8220;Namazı dosdoğru kıl. Allah ı zikretmek en büyük ibadettir.&#8221; (Ankebut suresi/45) Allah (C.C.) buyuruyorlar; &#8220;Kurtulmak istiyorsanız, Allah-u Tealayı çok zikrediniz.&#8221; (Enfal suresi/45)<br />
Kalbin zikirle nurlanması<br />
Zuhruf-36: Kim Rahman&#8217;ın zikrinden yüz çevirirse Biz ona şeytanı musallat ederiz. Ve onun için şeytan arkadaştır.<br />
Maide-91: Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah&#8217;ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister.<br />
Nur-37: Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah&#8217;ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyar. Bunlar kalplerinin ve gönül gözlerinin şeytana döneceğinden korkarlar.<br />
En’am-125: Allah kimi hidayete erdirmeyi (ruhunu Allah&#8217;a ulaştırmayı) dilerse onun göğsünü teslime (İslâm&#8217;a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse onun göğsünü göğe çıkıyormuş gibi sıkıntılı kılar. Allah mümin olmayanların üstüne işte böyle azap bırakır.<br />
Zümer-22: Allah&#8217;ın göğsünü İslâm&#8217;a açtığı ve Rabbinden (kalbine gelen ) bir nur üzere olan kişi kalbi kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) gibi midir. Vay onlara ki kalpleri kasiyet bağlamıştır, zikir sebebiyle, (zikir yapmadıkları için) onlar açık bir dalâlet içindedirler.<br />
Furkan-70: Ama (mürşidin önünde) tövbe eden ve (mürşidin önünde tövbe etmek suretiyle kalbine îmân yazıldığı için) mü&#8217;min olan ve (aynı sebeple) nefsi ıslâh edici ameller işleyen kişinin Allah günahlarını sevaba çevirir. Ve Allah günahları sevaba çeviren ve rahmet gönderendir.<br />
Zümer-23: Allah ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını ikişer ikişer (rahmet-fazl ve rahmet-salâvât) kitaba müteşabih (benzer) olarak indirir. Bu (nurlar)dan insanların derileri (tüyleri) ürperir ve Rablerine karşı huşu sahibi olurlar, sonra Allah&#8217;ın zikri ile (bu nurlar) kişinin derilerini (vücudunu) ve (nefsinin) kalbini yumuşatır (titretir, aydınlatır, tezkiye eder ve böylece kişinin ruhunu Allah&#8217;a ulaştırır ve onu hidayete erdirir). İşte bu Allah&#8217;ın hidayetidir ki, Allah dilediği kişiyi (nefsini Allah&#8217;ın nurlarıyla tezkiye ederek ve böylece Zat&#8217;ına ulaştırarak) hidayete erdirir. Kimi de dalâlette bırakırsa onun için bir hidayetçi yoktur.<br />
Al-i imran-191: O (ulûl&#8217;elbab) ki (lüblerin, Allah&#8217;ın sır hazinelerinin sahipleri)onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah&#8217;ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki); &#8221; Ey Rabbimiz! Sen bunları batıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tespih (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru.&#8221;<br />
AHZAB-41: Ey îmân edenler, Allah&#8217;ı çok zikredin.<br />
Müzzemmil-8: Rabbinin (Allah&#8217;ın) ismiyle zikret ve her şeyden kesilerek O&#8217;na (Allah&#8217;a) dön (ulaş, vasıl ol)<br />
Zikir kelimesinin anlamı<br />
Kur’an-ı  Kerîm ayetlerinde ve Hadis-i şeriflerde zikir kelimesi birkaç manaya gelecek şekilde genel anlamda kullanılmıştır.<br />
1- Bazen Kuran-ı Kerim’in bizzat kendisi kastedilmiştir; &#8220;Zikri (Kur’an-ı Kerim’i) kesinlikle biz indirdik; Elbette onu yine biz koruyacağız;&#8221;(Hicr Suresi 9)<br />
2- Bazen namaz kılmak kastedilmiştir; &#8220;Muhakkak ki ben kendim Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana kullluk et: Beni zikir için namaz kıl.&#8221; (Taha Suresi: 14)<br />
3- Bazen Cuma namazı kastedilmiştir; &#8220;Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alış verişi bırakın, Eğer siz gerçeği anlayan kimseler iseniz elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.&#8221; (Cuma Suresi: 9)<br />
4- Bazen de ilim kastedilmiştir; &#8220;Biz, senden önce de, ancak kendilerine vahiy verdiğimiz erkekleri elçi olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız Zikir (bilgi) ehline sorunuz.&#8221; (Enbiya Suresi:7)<br />
Sonuç olarak<br />
Bu Ayeti Kerimelerden anlıyoruz ki, Kur;an okumak zikirdir, beş vakit namaz kılmak zikirdir, Cuma namazını kılmak zikirdir ve faydalı ilim öğrenmek de zikirdir. Ancak kaynakların çoğunda, zikir kelimesinden murad edilen tesbih getirmektir, tehlil etmektir (Lailâhe illellah demektir.) Tekbir getirmektir. Peygamber (s.a.v)&#8217;e salât ve selam getirmek ve benzeri şeyleri yapmaktır.<br />
Salat ve selam sanadır Ey Kainatın Efendisi… kaynak: <a href="http://www.sefaat.com/">www.sefaat.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/efendimiz/efendimizi-yaratana-zikirler-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanlık O’nunla Yeniden Diriliyor</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/makaleler/insanlik-o%e2%80%99nunla-yeniden-diriliyor/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/makaleler/insanlik-o%e2%80%99nunla-yeniden-diriliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2008 06:52:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/2008/makaleler/insanlik-o%e2%80%99nunla-yeniden-diriliyor/</guid>
		<description><![CDATA[
Soru: Bu seneki Kutlu Doğum programları için “İnsanlık O’nunla Yeniden Diriliyor” başlığını seçtiniz. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yeryüzünü şereflendirmesini daha derince duyabilme açısından, Mevlid Kandili münasebetiyle, camilerde ya da büyük salonlarda yapılan programlar hakkındaki düşüncelerinizi lutfeder misiniz? Kutlu Doğum’u hususiyle fert planında gerçek bir dirilişin başlangıcı olarak değerlendirmenin vesileleri nelerdir?
 sale poker [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://img381.imageshack.us/img381/3148/x1pnwjjkhj3oyieov7j6as9llntfxq.jpg" /></p>
<p>Soru: Bu seneki Kutlu Doğum programları için “İnsanlık O’nunla Yeniden Diriliyor” başlığını seçtiniz. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yeryüzünü şereflendirmesini daha derince duyabilme açısından, Mevlid Kandili münasebetiyle, camilerde ya da büyük salonlarda yapılan programlar hakkındaki düşüncelerinizi lutfeder misiniz? Kutlu Doğum’u hususiyle fert planında gerçek bir dirilişin başlangıcı olarak değerlendirmenin vesileleri nelerdir?</p>
<p> <u style="display:none"><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/sale-poker-online.html">sale poker online</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/texas-holdem-freeware.html">texas holdem freeware</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/strategia-texas-holdem.html">strategia texas holdem</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/california-poker.html">california poker</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/download-giochi-poker.html">download giochi poker</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/poker-on-line-gratis.html">poker on line gratis</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/party-poker-download.html">party poker download</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/poker-americano-gratis.html">poker americano gratis</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/betandwin-poker.html">betandwin poker</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/streap-poker-gratis.html">streap poker gratis</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/software-poker-gratis.html">software poker gratis</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/download-poker-on-line.html">download poker on line</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/gioco-poker.html">gioco poker,scarica gioco poker,gioco carte poker</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/poker-on-line.html">poker on line,gioco poker on line,giochi di poker on line</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/torneo-poker-gratis.html">torneo poker gratis</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/tavolo-multigicotori-poker.html">tavolo multigicotori poker</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/il-poker.html">il poker</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/poker-slot-gratis.html">poker slot gratis</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/stud-poker.html">stud poker</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/guida-poker-online.html">guida poker online</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/giochi-poker-per-pc.html">giochi poker per pc</a><a href="http://blog.thion.nl/wp-content/1/dd-tournament-poker-2.0.html">dd tournament poker 2.0</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-no-deposit-casino.html">free no deposit casino</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/play-free-black-jack.html">play free black jack</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-blackjack-download.html">free blackjack game download,free blackjack download,no download free blackjack</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-video-poker-downloads.html">free video poker downloads</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-bingo.html">free bingo</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/best-online-casino-bonus.html">best online casino bonus</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/online-roulette-gambling.html">online roulette gambling,best gambling online roulette</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-roulette-game.html">roulette game free online,free roulette game,free roulette game download</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/blackjack-software.html">blackjack software</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/roulette-game.html">roulette casino game,roulette game,online roulette game</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-video-poker.html">free video poker</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/casino-link-online-suggest.html">casino link online suggest</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-triple-play-video-poker.html">free triple play video poker</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/casino-games.html">casino games</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/casino-en-language-online.html">casino en language online</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/free-casino-game-download.html">free casino game download</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/casino-cash.html">casino cash bonus,casino cash,free online casino cash</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/how-to-win-at-blackjack.html">how to win at blackjack</a><a href="http://blog.woodbinegarden.org/wp-content/1/online-craps.html">free online casino craps,free online casino game craps,online craps</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/bonus-sans-depot-casino770.html">bonus sans depot casino770</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/jeux-de-casino-en-flash.html">jeux de casino en flash</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/le-baccarat.html">le baccarat</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/jeu-casino-online.html">jeu casino online</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/jeux-roulette-russe.html">jeux roulette russe</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/casino-en-lignes.html">casino en lignes</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/www-casino-do-com.html">www casino do com</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/casino-euro-com.html">casino euro com</a><a href="http://www.mobileconnected.co.uk/wp-content/1/jeux-casino-770.html">jeux casino 770</a></u><br />
<span id="more-2268"></span><br />
İnsanlığın İftihar Tablosu’nun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O’nun dünyayı şereflendireceği güne kadar akın karadan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu; dünya âdetâ umumî bir mâtemhâne, varlık da tıpkı bir kaostu. O’nun eşyanın yüzüne çaldığı nur sayesinde, zulmet ziyâdan ayrıldı, geceler gündüze kalboldu; kâinat kelime kelime; cümle cümle, fasıl fasıl okunur bir kitap haline geldi.. ve her şey âdetâ yeniden dirildi ve gerçek değerini buldu. (02.50)</p>
<p>-Topyekûn insanlığın medyûn bulunduğu Rasûl-ü Ekrem’i, kendi kâmet-i kıymetine uygun bir vilâdet günü, vilâdet haftası, vilâdet ayı ile tes’îd edemedik.. tes’îd etmek bir yana, O’nun kapı kullarına gösterilen alâka ölçüsünde O’na karşı ta’zimde bulunamadık. Aylar, yıllar ve asırlar boyu O’nun için şehrâyinler tertip edilse, her gece O’nun için yüzlerce, binlerce naatlar okunsa, yine O’nun hakkı ödenemez ve O’nun için bir şeyler yapıldığı söylenemez. (05.15)</p>
<p>-Herkesin kendi hissini yine kendi üslubuyla seslendirmesine itiraz etmemek gerekir. (07.00)</p>
<p>-Mevlid Kandili’yle alâkalı programlarda, mantık ve muhakeme his ve heyecan ile birleştirilerek hem akıl hem de kalb doyurulmalıdır. Ne var ki, bugün bunu başarabilecek gönül insanlarının sayısı pek azdır ve aklını kalbine kurban etmiş Peygamber âşıklarına her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. (11.40)</p>
<p>-Hayatım boyu en çok üzüldüğüm şeylerden biri Allah Rasûlü’nün huzuruna vardığımda oracığa düşüp ölmeyişimdir. (13.03)</p>
<p>-Kutlu Doğum programlarının muhtevası nasıl olmalıdır? Orada hangi mevzulara yer verilmelidir? (18.00)</p>
<p>-Mevlid Kandili’ni hususiyle fert planında gerçek bir dirilişin başlangıcı olarak değerlendirmenin vesileleri nelerdir? (22.38)</p>
<p>-Gelin, hiç olmazsa o gece bir Ebu Bekir olalım ve Allah Rasûlü’nü memnun edelim!.. (23.35)</p>
<p>-İnsan ne yapıp etmeli, Mevlid’i her sene daha farklı duymaya çalışarak, Allah Rasûlü’nün vilâdeti münasebetiyle bir kere daha doğmalıdır. (25.11)</p>
<p>-Müşfik Nebi, çoğu kez adının anıldığı yeri mevcudiyetiyle şereflendirir; hele Peygamber sevgisiyle gönüllerin yumuşayıp gözlerin yaşardığı meclislerde O’nun olmaması düşünülemez. (26.15)</p>
<p>-Rehber-i Ekmel (sallallahu aleyhi ve sellem) her yerde birliğinin başında&#8230;</p>
<p>kaynak : herkul.org</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/makaleler/insanlik-o%e2%80%99nunla-yeniden-diriliyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel!..</title>
		<link>http://www.odin.net/2008/gundem/ey-guzeller-guzeli-sevgili-gel/</link>
		<comments>http://www.odin.net/2008/gundem/ey-guzeller-guzeli-sevgili-gel/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2008 06:49:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.odin.net/2008/gundem/ey-guzeller-guzeli-sevgili-gel/</guid>
		<description><![CDATA[
İlk yaratılan nur O&#8217;nun nurudur. O zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. İyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran O&#8217;dur. Her şey gibi zaman da gerçek manasını o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://tn3-1.deviantart.com/fs15/300W/i/2007/108/b/a/En_Sevgiliye___by_ihsaniye.jpg" /></p>
<p>İlk yaratılan nur O&#8217;nun nurudur. O zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. İyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran O&#8217;dur. Her şey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli Sevgili’yle bulmuştur.</p>
<p><span id="more-2267"></span>Bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. Bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır. Her hafta Cuma günü yaşanan sevincin daha büyük çapta Kurban ve Ramazan Bayramlarında da yaşanması bundandır. Fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da Allah Rasûlü’nün dünyayı teşrif buyurarak tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır.</p>
<p>Bu hakikate bağlı olarak, rahmet-i Rahman’ın galeyana geldiğine inandığımız bu zaman diliminde, Mevlid Kandili’nin bizim için hakiki bayram olması recasıyla, ümmet-i Muhammed’in hal-i pürmelali açısından bayram harçlığına ve hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi’nin ruhaniyetine sığınarak, O’nun hayatbahş nefesiyle bir kere daha dirilme arzusunda bulunduğumuzu arz etmek istiyoruz:</p>
<p>Ey yaratılışın gâyesi, varlığın özü, peygamberlik hakikatinin zübdesi!</p>
<p>Bir zamanlar içimizde Sen vardın, varlığın sayesinde her şey büyülü ve her şey çok güzeldi. Belki bazen bir kısım kopuklukların yaşandığı ve davranışların sevimsizleştiği, tavırların kabalaştığı, ses ve solukların hırıltıya dönüştüğü de olurdu; ama, hemen arkasından Senin dünyandan gelen ışık ve esintilerle bütün bu olumsuzluklar silinir gider, düşünce ve his ufkunda sadece Sen ve Senin o rengârenk atmosferin tüllenmeye başlardı. Ufukların kararması, ruhları hafakanların sarması Senin bütün gönüllerde doğuvermene bir çağrı gibiydi: Ne zaman bunalıma düşsek, gölgen tıpkı bir dolunay gibi gönlümüzün tepelerinde beliriverir ve bütün kasvetleri siler-süpürür, götürürdü. Ne vakit biraz sıkışsak veya kendimize takılsak, içinde bulunduğumuz o muzlim hal, ışığına bir çağrıymış gibi, birdenbire dört bir yanda Senin o hususi dünyanın sıcaklığı, yatıştırıcılığı duyulmaya başlar ve sonsuzdan gelen nurlar sarardı her yanımızı.. esen rüzgarlar Senin kokunu sürünür gezer, ikliminin varidâtı şelaleler gibi başımızdan aşağı boşalır ve biz ötelerden gelen nurlarla banyo yapmışçasına serinlerdik.</p>
<p>Hemen her zaman böyle kısa bir kopukluktan sonra, kendi kendimize: “Eyvah, meğer ne kadar O&#8217;nsuz kalmışız” der ve gönüllerimizde Seni bir kere daha taptaze bulmuş olurduk. Her sürçme, her inhiraf, her bulantıdan sonra adeta Rahmeti Sonsuz Seni bir kez daha bize iade ederdi de duyardık bütün benliğimizle sesini-soluğunu, ışığını-kokunu ve mesajının büyüleyen şivesini; duyar ve sihirli bir balona binmiş gibi bir hamlede yer çekiminden kurtulur, ruhlarımızda sonsuza doğru bir hareket havası hissederdik. Böyle bir havanın sihriyle bize ait kirlenmiş atmosferden hemen sıyrılıverir ve adeta semavîleşirdik. Öyle ki, ruhumuzu ne zaman yoklasak, Senin o ışıktan dünyandan sızıp gelen ve gönlümüzün derinliklerine akan bir ziya, bir ümit, bir inşirah hisseder ve kendimizi Senin o sımsıcak huzurunda sanırdık. Çünkü, içimizde her zaman Sen vardın ve varlığınla her şey çok güzeldi.</p>
<p>Sen bizim için hem geçmiş hem gelecek hem de hâldin; zaman üstü ve büyüleyen öyle bir duruşun vardı ki, nurunla her vakit içimizde gibiydin.. kendi ışık çağında durur, günümüzü kucaklar, ileriye işaretlerde bulunur ve bütün zamanlara kendini dinletirdin. Sinelerimiz otağındı; gönüllerimizde yaşar, bizi kendin gibi yaşatır, annelerimizin kucaklarından daha sıcak o mübarek atmosferinde bizlere yumuşak yumuşak ninniler söylüyormuşçasına hafakanlarımızı dağıtır ve rahatlatırdın hepimizi.</p>
<p>Çok defa manevî huzurunun câzibesine kendimizi salar ve ışığınla taçlandırdığın çağlarda dolaşır, bir zamanlar milletçe ortaya koymuş olduğumuz tarihî güzellikleri temâşâ eder; yitirdiğimiz ya da terk ettiğimiz değerleri yeniden bulmuş gibi olur, çocuklar gibi sevinirdik.. derken Senden fışkırıp gelen o nazlı ve hülyalı günler, hafızalarımızda bir kez daha çiçekler gibi açardı ve biz milletçe Nur Çağı&#8217;nın memelerinden süt emiyor gibi olurduk; olurduk da o küflenmiş, kirlenmiş dünyalarımız yeniden pırıl pırıl bir hal alır; kırılmış, yırtılmış, şirazeden çıkmış hülyalarımızın parçaları bir araya gelirdi. Seninle nuranîleşen zamanlar, yaşadığımız günlerin, saatlerin, dakikaların içine akar ve bize gerçek hayatın rengini, desenini, şivesini fısıldardı.</p>
<p>Bizimle aynı memeden süt emmeyenler ne yudumlarlarsa yudumlasınlar, biz hemen her zaman hiç kimsenin duyup tatmadığı hazlarla soluklanır, gözlerimizi açıp kapar ve cennetlerdeymişçesine düşündüğümüz, arzu ettiğimiz, istediğimiz, elimizi uzattığımız hemen her şeye ulaşır ve adeta hep rüyalar âleminde dolaşırdık.. neden olmasın ki, içimizde Sen vardın; zaman, mekan ve bunlara bağlı her şey de bize yârdı.</p>
<p>Ne zaman gönüllerimizde Seninle münasebete geçsek, birden âdî ahvâl ve düşüncelerimizin üstünde Senin âhenkli, hülyalı ve aydınlık dünyan tüllenmeye başlar, his ve heyecanlarımızı şahlandıran o esrarlı hayat sergüzeştin bizi, olduğumuz yerden, Sana vâsıl olacağımız şehraha ulaştırır; o yolla tâ Hak kapısının önüne götürür, bize mekan üstü teşrifat salonlarında Firdevs koltukları gibi minderler serer ve gönüllerimize hülyalara denk güzellikler sunardı. Seninle bulunduğumuz o sırlı zamanlarda, düşünülmesi imkansız daha neleri hatırlar, ne zevk ve haz fasılları yaşar ve kim bilir her gün kaç kez “Meğer hayat buymuş” diyerek var olma neş’e ve sevinciyle soluklanırdık. O zamanlar gölgen üzerimizdeydi, biz de varlık ve yokluğunun farkında idik! Senin o masmavi ikliminden süzülüp gelen ruh ve mânâ, bizim özümüz ve canımızdı; bizler onunla yaşar, onunla oturur kalkar, onunla her engeli aşar, ulaşmak istediğimiz zirvelere onunla ulaşır ve yürürdük duraksamadan hedeflerin en kutsalına; Hak rızasına ve ona vesile kabul ettiğimiz nâmını yedi cihana duyurmaya.. ipekler gibi yumuşak nefes ve soluklarla zaman zaman hep kuşlar gibi yükseklerde uçarak, meltem olup her şeyi, herkesi okşayarak, zaman zaman da bulutların bağrında yağmurlaşarak; sonra da dört bir yana sağanak sağanak boşalarak her lahza hayatla çağlardık. Gönlümüzce yaşadığımız o aydınlık gün ve aydınlık saatlerde güneşimiz Seninle doğar, Seninle batar; gündüzler çehren gibi pırıl pırıl gelir geçer, geceler siyah zülüflerinden bize türküler söyler ve nabızlarımız her zaman kalbinin ritimlerine uygun atardı. Dimağlarımız Seni düşünmekle dinlenir, hafakanlarımız gölgene sığınmakla dinerdi ve böylece hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını hep Seninle duyardık. Senin göklere bağlı hayat sergüzeştinde okurduk imanın yenilmez gücünü, Müslümanlığın kahramanlık olduğunu, doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini, iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini.</p>
<p>Sendin gökler ötesi sırları, verâlardan akıp gelen ışıkları, dünya-ukbâ arasındaki münasebetleri; insanların emellerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve bütün bu hususlardaki beklentilere vaadedilen ebediyetleri söyleyen. Mesajların gelip kulaklarımıza çarparken Seni aramızda hissediyor, beynimizin işitme merkezlerinde sesini duyar gibi oluyor, basiretlerimizle o ışıktan hayatının nuranî karelerini temaşa ediyor ve bütün bir varlığı kendine has muhtevasıyla Sende görüp Sende okuyorduk. Senin terbiyen, Senin üslûbun ve Senin sisteminle yetişmiş olan nesiller yıllar ve yıllar boyu, Senden duydukları, Senden dinledikleri, Senden aldıkları o mesajların en renkli, en cazip, en derin ve en çarpıcılarıyla hep ra’şelerle ürperip heyecandan heyecana girdiler; Seninle alâkaları ölçüsünde imanları iz’ân ufkuna erişti, muhabbetleri çağlayanlara dönüştü ve onlar en engin bir aşk u şevk tufanıyla gidip tâ ruhanîlere ulaştılar.</p>
<p>Asırlar ve asırlar boyu art arda gelen nesillerin Seni bu ölçüde duyup sevmeleri, varlığını ve varlığının gayesi sayılan mesajını bu çerçevede hissetmeleri için kim bilir ne kadar cehdler, ne kadar gayretler sarf edilmişti!. Ne beyin fırtınaları yaşanmış ve ne zahmetlere katlanılmıştı! Mevsimi gelince de bunlar semere vermişti.. ve artık her işte, her gönülde Sen vardın ve Seninle geçen her dakika, her saniye adeta bir eşref saatti. Sürekli başımızdan aşağıya dökülen ışıkların ruhlarımıza akıyor ve benliğimize neler ve neler duyuruyordu!</p>
<p>Sen, arkandakilere mutluluklar vaadediyor, onların ebedî saadet isteklerini cevaplıyordun; onlar da, daha aydınlık günlerin ileride olduğu/olacağı mülâhazasıyla her an daha da şahlanıyor ve Senin arkanda bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşıyorlardı.</p>
<p>Biz insanlar, tâ yaratılırken, âciz, fakir, ihtiyaç içinde ve bir sürü beklentinin çocukları olarak yaratılmıştık: Gönül huzuru bekliyor, dünyevî-uhrevî saadet hülyalarıyla yatıp kalkıyor, ebediyet ve ebedî mutluluk rüyaları görüyor ve hep boyumuzu aşkın şeylerin peşinden koşuyorduk; Seninle ve Senin ışıktan mesajlarınla beklentilerimizin üstünde ihsanlara nail olduk; Sen gelmeden ölüler gibiydik, risaletinle sûr sesi almışçasına dirilip doğrulduk.</p>
<p>Dün Sen içimizdeydin ve günlerimiz gündü; o aydınlık günler tamamen yok olmasa da, bugün büyük ölçüde renk attı ve soldu. Hüznümüz Yakup’un hüznüne denk, ümitlerimiz de onunki kadar; hepimiz, çok yakın bir gelecekte yeniden ufkumuzda tulû edeceğin o aydınlık günlerin hülyalarıyla yaşıyor, bize vaadedilen avdetinin heyecanıyla sabahlıyor ve akşamlıyoruz.</p>
<p>Yakın geçmişte Senden kopup ayrılanların çoğu zayi olup gitti. Gidenler kendilerine yazıklar etti. Hepimizin belli ölçüde bir kopukluk yaşadığı muhakkaktı; ne var ki, Senden uzaklaşmalar farklı farklıydı ve kaybetmeler de o çerçevede cereyan ediyordu. Şimdilerde geç de olsa, böyle bir ayrılıktan pişmanlık duyduğumuzu ifade ediyor ve Senin anne kucaklarından daha sıcak bağrına dönmek istiyoruz. Yüzümüz yok, hicap içindeyiz; Hak katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam. Keşke ne seviyede olursa olsun Senden hiç kopmasaydık; kopmasaydık da, Senden, Senin dünyandan akıp gelen ışıklardan ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan hiç mahrum kalmasaydık.. ve Seni o inandırıcı çehrenle içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!.. Heyhat! Farkına vararak veya varmayarak bir kere koptuk Senden.. uzaklaştık kendimizden. Oysa ki bizim, Senin gölgenin üzerimizde olduğu ve şeytanlara meydan okuduğumuz günlerimiz, haftalarımız, aylarımız, yıllarımız vardı. Çevre hazanla inlerken günler de geceler de bizde hep bahardı. Yıllarımızı, aylarımızı, günlerimizi çaldılar ve bizi birer zamanzede haline getirdiler. Şimdilerde oturmuş “Karanlığın son serhaddi, fecrin en sadık emâresidir” diyor ve bu zifiri karanlıkların yırtılacağı eşref saatleri bekliyoruz; bekliyor ve viladet yıldönümünde iyice coşan şefkatine sığınarak sana yalvarıyoruz:</p>
<blockquote style="margin-right: 0px" dir="ltr"><p>Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,<br />
Aylar bize hep Muharrem oldu!<br />
Akşam ne güneşli geceydi;<br />
Eyvah o da leyl-i mâtem oldu!<br />
………………<br />
Allah için ey Nebî-yi Mâsum,<br />
İslâm’ı bırakma böyle bîkes,<br />
Bizleri bırakma böyle mazlum. (M. Akif)</p></blockquote>
<p>Ey güzeller güzeli Sevgili gel, bir kere daha misafirimiz ol.. tahtını sinelerimize kur ve bize buyurabildiğin her şeyi buyur. Gel, gönüllerimizdeki karanlıkları kov, bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur ve bize yeniden diriliş yollarını göster. Gel, her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri ışığınla dağıt ve herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver. Gel, her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çöz; sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coştur; gel, ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluştur ve bizi kendi içimizdeki kopukluklardan kurtar.</p>
<p>Ey şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanı, Seni unuttuğumuzun, Sana saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız; ama Sen, şimdiye kadar bundan daha acılarını da gördün; incinsen de küsmedin, vefasızlık görsen de alâkanı kesmedin. Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardın. Seni bilmemelerini mazeret sayarak, lânet ve bedduada bulunmadın, lânet ve bedduaya “âmin” de demedin. Sineni, Ebû Cehil&#8217;leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiğin kadar açtın ve her sözünü, her davranışını Hakk&#8217;ın rahmetinin enginliğine bağladın. Beklediklerimiz hakkımız olmasa da, bütün bu yaptıklarının karakterinin gereği olduğunda şüphemiz yok.</p>
<p>Ey dost, kaç bahar gelip geçti biz hep hazandayız ama, düşe-kalka olsa da hep izinde yürüme gayretindeyiz. Gel bizi bir kere daha sevindir. Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla nâmını âleme tam duyuracak demdeyiz. Bu dünya ışığa hasret gidiyor. Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle, yolların hakkını veremesek de hep yollardayız. Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız sevgili Sensin; gel son kez içimize doğ ki gönüllerimiz ışıkla dolsun, ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın ve viladetin hakiki bayramımız olsun.. gel ki; (Yağmur şairinin ifadesiyle)</p>
<blockquote style="margin-right: 0px" dir="ltr"><p>Nefesinle yeniden çizilecek desenler<br />
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek<br />
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler<br />
Anneler çocuklara hep Seni içirecek<br />
Yağmur, Seninle biter susuzluğu evrenin<br />
Sana mü&#8217;mindir sema; Sana muhtaçtır zemin.</p></blockquote>
<p>(Not: Bu yazı, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun doğum yıldönümü münasebetiyle, okuyan herkesin bir “amin” deme ya da bir iç geçirme ile de olsa aynı duygulara iştirak etmesi sayesinde Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e küllî bir davet olması recasıyla, Muhterem Hocamızın sözlerinden derlenmiştir)</p>
<p>kaynak : herkul.org</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.odin.net/2008/gundem/ey-guzeller-guzeli-sevgili-gel/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
