Divan edebiyatı ve Halk edebiyatı arasındaki fark ve benzerlikler nedir

halk edebiyatı ile divan edebiyatı arasındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir?… çok acele sınav var bugün…

12 yorum

#1Nur14/07/2010, 23:14

Divan edebiyatı ve Halk edebiyatı arasındaki fark ve benzerlikler nedir? hakkindaki sorunuz cevap için bekliyor.

#2tugba14/07/2010, 23:21

Detaylı bilgi için tıklayınız.

#3mevt..14/07/2010, 23:26

divan ve halk edebiyatının birbirine etkileri nelerdir?

#4bas belasi14/07/2010, 23:28

HALK EDEBİYATIMIZIN AYDIN EDEBİYATINA ETKİLERİ
H. Harika Durgun

Sözlü edebiyat ve folklor, edebiyatın kaynağıdır. Bizim edebiyatımız da böyle bir kaynaktan beslenmiş ve gelişmiştir.

Türk kültür hayatı üzerinde önce İslâm medeniyetinin sonra Batı medeniyetinin büyük tesirleri olmuştur. Bu kültür değişmeleri esnasında “millî” olan ile medeniyete ait olan unsurlar karşı karşıya gelmiş ve her kültür değişme hadisesinde aydınlarımız halk edebiyatı ile yeni medeniyetin unsurlarını kaynaştırmak istemişlerdir. Aslında ne İslâmiyet’in Türkler arasında yayıldığı dönemde ne de Tanzimat döneminde amaç, halk edebiyatını edebiyatın kaynağı yapmaktır. Fakat aydınlarımızın, devlet adamlarımızın halk edebiyatına yönelişleri pragmatiktir. Çünkü onlar dinî, siyasî, içtimaî fikirlerini halka yayarken halkın anladığı, sevdiği edebiyattan faydalanmışlardır.

Türkler, İslâmiyet’in kabulünden sonra bu medeniyetin tesiriyle yeni bir edebiyat oluştururken eski sözlü gelenekten gelen birçok unsuru korumuşlardır. Yani İslâmî unsurlar ile millî unsurlar bir aradadır. Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eseri, bu iki unsurun başarıyla birleştirilmesine güzel bir örnektir. Bunun yanı sıra Edib Ahmet Yükneki’nin Atabetü’l Hakayık’ı, Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügat-it Türk’ü, Ahmet Yesevî’nin Hikmet’leri, şiirleri, Yunus Emre’nin şiirleri halk edebiyatından gelen unsurlarla İslâmî kültüre ait unsurların terkibinden meydana gelmiştir.

15. yy’a kadar yazılan eserlerde İslâm kültürü ile halk kültürü iyi bir şekilde temsil edilmiştir. Fakat Osmanlı şairleri, Fatih ve özellikle Yıldırım Bayazıt devrinden sonra halka ve halk edebiyatına önem vermemişler, halkı küçümsemişlerdir. Bunun sonucunda da Yüksek Zümre Edebiyatı mensupları, kendilerine İran edebiyatını örnek alarak halk edebiyatından uzaklaşmışlardır. Divan şairleri her ne kadar halk şairlerine karşı kayıtsız kalsalar da halk edebiyatının birçok unsurundan faydalanmışlardır. Atasözlerine, deyimlere, Türk halk masallarına, halk hikâyelerine, bilmecelere divan şiirinde sıkça rastlamaktayız.

Edirneli Nazmi ile Tatavlalı Mahremi’nin temsil ettikleri Türkî-i Basit hareketi, halk diline ve hayal sistemine yönelmede önemli bir adımdır. Fuad Köprülü bu açıdan Türkî-i Basit hareketini Milli Edebiyat cereyanının ilk belirtileri olarak kabul eder.

17. yy’da başlayan “Mahallileşme Cereyanı” ile beraber Halk edebiyatı ile Divan edebiyatı arasındaki mesafe azalmaya başlar. Nedim gibi klâsik bir şairin hece vezniyle bir türkü yazması dikkate şayandır. Mahallileşme cereyanının en önemli etkisi, Divan edebiyatının yüzyıllar boyunca değişmeyen kurallarının bu cereyan ile ortadan kalkmasıdır. Mahallileşme cereyanı aynı zamanda yeni edebiyatın kurulmasına olanak sağlamış, Milli Edebiyat mensuplarına yol gösterici olmuştur.

Tanzimat dönemine geçmeden Tanzimat’tan önceki nesrimizi etkileyen unsurlar üzerinde duracak olursak bunları şöyle sıralayabiliriz:

- İslâmiyet’in kabulünden sonra dinî bir hüviyet kazanan epik tür (Hamzanâme, Battalnâme, Danişmendnâme, Saltuknâme vb)
- Şark ve İslâm kültüründen tercüme edilen masal ve hikâyeler (Kelile ve Dinme, Sibâdnâme, Tutinâme, Binbir Gece Masalları vb)
- Tanzimat dönemi romanını etkileyen meddah hikâyeleri (Sansar Mustafa, Hançerli Hanım, Letâifnâme, Tayyarzâde, Cevri Çelebi, Tıflî ile Kanlıbektaş vb)

Bütün bunlar aydınlarımızın halk kültüründen ne yönde faydalandıklarını göstermesi bakımından önemlidir.

Tanzimat’ın ilânından sonra edebiyatımız Batı’dan gelen yeniliklere açık olsa da halk edebiyatının tesirlerine oldukça fazla yer vermiştir. “Toplum için sanat” prensibini kabul eden Tanzimat edebiyatı, bir yönüyle halka dönüktür. Akif Paşa, her ne kadar eski kültürümüzün bir temsilcisi sayılsa da hece vezni ve halk şiiri geleneğinin bütün kurallarına uyarak yazdığı mersiyesi ile yeni şiirin öncüsü olarak kabul edilmiştir. Günlük konuşma dilini gazeteye, şiire ve tiyatroya getiren Şinasi, halk diline, düşüncesine ve edebiyatına bilinçli olarak yaklaşan aydınlarımızın başındadır. Tercüman-ı Ahvâl gazetesindeki yazıları, Müntahabat-ı Eş’ar’daki şiirleri, Şair Evlenmesi adlı tiyatro oyunu ve Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye isimli atasözü kitabı onun halk diline ve edebiyatına verdiği önemi göstermektedir.

Şinasi’den sonra Ziya Paşa da Halk edebiyatı hakkındaki fikirleriyle öne çıkmıştır. “Şiir ve İnşa” adlı makalesinde Divan şiirine karşılık Halk şiirini savunması ve şiirin kaynağını halkta bulması, ortaoyununu Türk tiyatrosunun hareket noktası olarak kabul etmesi onun Halk edebiyatına yönelişinin tezahürleridir. Ethem Pertev Paşa’nın halk şiiri nazım şekilleri ile eser vermesi ve halk şiiri nazım şekilleriyle Batı nazım şekillerini birleştirme çabası da dikkat çekicidir.

Namık Kemal, Halk edebiyatına, Halk edebiyatı nazım şekillerine ilgi gösteren ve bazı şiirlerini bu edebiyatın tesiriyle yazan Tanzimat dönemi şairlerinden biridir. O, aynı zamanda manzum tiyatroda da hece veznini öne çıkarmış ve Abdülhak Hamid’e hece veznini denemesini (Nesteren) tavsiye etmiştir.

Okuyucuyu aydınlatmayı temel prensip kabul eden Ahmet Mithat Efendi, halk hikâyelerinin, halk masallarının ve özellikle meddah geleneğinin unsurlarını eserlerinde başarılı bir şekilde kullanmıştır. Karşılıklı konuşmalar kullandığı üslûp, eserin ortasında okuyucuya hitap etme, soru sorma ve cevap verme, ahlâkî telkinlerde bulunma, “kıssadan hisse” çıkarma onu meddah geleneğine yaklaştıran unsurlardır. Şinasi’nin atasözü kitabı, Ahmet Mithat ve Abdülhak Hamid gibi yazarları atasözüne yönlendirmiştir. Hamid’in Sabr ü Sebat, İçli Kız gibi tiyatro eselerinde atasözlerine ve deyimlere rastlarız. Ayrıca Sardanapal, Zeynep, Fitnen, İbni Musa, İlhan, Turhan adlı tiyatrolarında da Şark hikâyelerinden ve masallarından gelen pek çok unsur göze çarpar.

Recaizade Mahmut Ekrem, bazı Tanzimat şairleri gibi hece vezni ile aruz vezni arasında kararsız kalmıştır. Muallim Naci ise halk şiirine karşı olumsuz bir bakış açısına sahiptir. Hece vezni ve halk şiiri nazım şekilleriyle yazılan şiirlere küçümseyici bir gözle bakmıştır.

Edebiyata Avrupaî bir mahiyet kazandırma amacıyla kurulan Servet-i Fünun edebiyatı, amaçlarına uygun bir dil ve edebiyat anlayışı ile eser vermişlerdir. Bu sebeple hem eski edebiyattan hem de halk edebiyatından uzaklaşmışlardır. Servet-i Fünun edebiyatı mensupları her ne kadar halk edebiyatına önem vermeseler de bu dönem, halk edebiyatına karşı ilginin arttığı bir dönemdir. Çünkü 1880-1908 yılları arası, Milli edebiyatın zeminini hazırlayan bir dönemdir. Şemseddin Sami, Veled Bahaî Çelebi, Ebüzziya Tevfik, Necip Asım, Mehmet Tevfik dil ve vezin meseleleri konusunda halk edebiyatına yönelmişler ve Türkçülük hareketinin öncüleri olarak kabul edilmişlerdir.

Servet-i Fünun döneminde hece vezniyle şiirler yazan Mehmet Emin Yurdakul, 1898’de bunları Türkçe Şiirler başlığı altında yayınlamış ve büyük bir ilgi görmüştür. Mehmet Emin hece vezniyle yazdığı şiirlerinde sonnet, terza-rima, mesnevi, serbest müstezat gibi halk edebiyatı nazım şekilleri yerine halk edebiyatı nazım şekillerini kullanmıştır. Bu dönemde başlayan hece-aruz konusundaki münakaşalar, Milli edebiyat döneminde de sürmüştür. Bu münakaşa Yahya Kemal’in Dergah mecmuasında çıkan “Vezinler” makalesi ile son bulmuştur.

Servet-i Fünun döneminde hece veznini ve halk şiiri nazım şekillerini kullanarak eser verenlerin başında Rıza Tevfik gelir. Halk şiirini kaynağından inceleyen ve bu konuda derlemeler yapan Rıza Tevfik, halk şiiri nazım şekillerine dikkat çekmiş ve Milli edebiyat akımının mensuplarına da tesir etmiştir.

Kısacası İslâmiyet’in kabulünden Milli edebiyat dönemine gelinceye kadar, devlet adamlarımız, aydınlarımız ve şairlerimiz halk edebiyatından çeşitli ölçülerde faydalanmışlardır. İlk dönemde bu tesir kuvvetli iken Divan edebiyatı döneminde halk edebiyatından uzaklaşılmıştır. Mahallileşme cereyanı ile halk edebiyatına bir dönüş yapılarak Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemlerinde bu tesir giderek artmış ve Rıza Tevfik’in eserlerinde en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Fakat, aydınların halk edebiyatından nasıl yararlanması gerektiğini eserleriyle ve yazılarıyla metotlu olarak ortaya koyan ilk aydınımız edebiyatımızdaki Genç Kalemler hareketinin kurucularından olan Ziya Gökalp olmuştur.

Bu yazı, Rıza Filizok’un “Ziya Gökalp’ın Edebî Eserlerinde Halk Edebiyatı Tesirleri Üzerine Bir Araştırma (Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991)” adlı eserinin GİRİŞ bölümü esas alınarak yazılmıştır.

kaynak:ege-edebiyat.com

#5~Ecrin~14/07/2010, 23:36

divan edebiyat ve halk edebiyatını şahsiyetlere ve dönemlere göre karşılaştırınız.

#6canygirl14/07/2010, 23:40

..

#7cananturan14/07/2010, 23:44

divan ve halk edebiyatının şahsiyetlere göre ve dönemlere göre karşılaştırınız.

#8gul14/07/2010, 23:47

fuzuli ve baki arasındaki benzerlikler??

#9hilal14/07/2010, 23:50

bu farklı bir konu başlığı olduğu için eğer yeni konu açarsanız yanıt verilecektir
saygılar

#10susan14/07/2010, 23:57

halk edebiyatı ile divan edebiyatı arasındaki farklılıklar

#11ceoner15/07/2010, 00:02

sınav için lazım lutfen maddeler halinde

#12kurgan_7815/07/2010, 00:07

fuzuli ve baki arasindaki farklar nelerdir ? lütfen yardım edın bulmam şart. .s.s hatta benzerlikleri flnda olursa cok ıı olr ..

Yorumuzunu Ekleyin

Üye Adı:
E-mail:
Website:
Yorum:

Diğer YazılarAna Sayfa

Çanakkale Savaşını Anlatan Fotoğraflar

Çanakkale Savaşını Anlatan Fotoğraflar(0)

Çanakkale Savaşını her yönü  ile anlatan en güzel resimler 1915-16 yılları arasında gerçekleşen ve tarihimizdeki en şanlı zaferlerden biri olan Çanakkale savaşına ait tarihi fotoğraflar:

Necmeddin İmad Kimdir Kısaca Hayatı

Necmeddin İmad Kimdir Kısaca Hayatı(0)

Evliyalardan Necmeddin İmad Kimdir Necmeddin İmad On ikinci ve on üçüncü asırlarda Anadolu’da yaşayan velîlerden. Kayseri’de yaşamış olan Necmeddîn İmâd hazretlerinin hayâtıyla ilgili ayrıntılı bilgi yoktur. Necmeddin İmad Ancak Halvetiyye yolu ileri gelenlerinden olduğu ve 1224 (H.621) senesinde Kayseri’de vefât ettiği bilinmektedir. Kabri Kayseri’nin KalenderhâneSerçeoğlu mahallesinde ve HüseyinBey Hamamı karşısında olup, ziyâret edilmektedir.

Derimiz Suyun Altında Neden Büzüşür?

Derimiz Suyun Altında Neden Büzüşür?(0)

Derimiz Neden Suyun Altında Büzüşür? İnsan vücudu neredeyse su geçirmezdir. Vücudumuz sebum adında su geçirmez bir yağ ve mum karışımı üretir. En fazla sebum kafa derisi ve yüzümüzün üstünde bulunur.Bu yüzden en çok bu bölgeler yağlanır. Avuç içlerimizde ve özellikle ayaklarımızın altında sebum maddesinden fazla olmadığı için daha az su geçirmezlerdir. Küvet yada havuzda uzun

Pir Murad Baba Kimdir Kısaca Hayatı

Pir Murad Baba Kimdir Kısaca Hayatı(0)

Pir Murad Baba Kimdir ? Doğum yılı : 1915, vefatı: 11.11.2009 Annesi Güllü H tûn; Samsun’da medfun. Babası, Ömer Baba; Köy kabristanında. Pir Baba Hazretleri’nin hayatını sürdürdüğü yer; Gümüşhane ilinin Kelkit-Köse İlçesi’ne bağlı, eski ismi Şurut olan bugünkü adıyla Kabaktepe olarak bilinen köy, tarihte Seyyid Ahmed Baba ÇAĞIRGAN Hazretleri adına kaydedilmiş, bir vakıf köyüdür. Kabaktepe

Muhammed Ömer Kimdir Kısaca Hayatı

Muhammed Ömer Kimdir Kısaca Hayatı(0)

Muhammed Ömerin Hayatı Hakkında Bilgiler Molla Muhammed Ömer 1996′da Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesiyle Afganistan’ın büyük bir kısmı tarafından devlet başkanı olarak tanınan; ama uluslararası alanda Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler üyesi birçok ülke tarafından devlet başkanlığı tanınmayan Afganistan eski devlet başkanı. Taliban’ın lideri.

Devamı
















Sponsors



İletişim

Sosyal networks

Gözde Kategoriler

Gizlilik Bildirimi © 1997-2013 odin.net Tüm hakları saklıdır. Site Haritası