Ay, güneş, dünya ve bulutun olduğu masal bulabilir misiniz

ay güneş dünya bulutun olduğu masal bula bilirmisinizz acabaa

ak’n .’ft.’

40 yorum

#1Admin03/02/2011, 05:53

Ay, güneş, dünya ve bulutun olduğu masal bulabilir misiniz? Az sonra sorunuzu yanitlamaktan memnuniyet duyacagiz.

#2deniz03/02/2011, 06:02

Rüzgâr Ile Güneş Güneş ve rüzgâr kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr
-Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun ? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim
Demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş.

Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış.
Sonra , rüzgâra dönmüş nazik ve dostça davranışın, şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş.

Ezop Masalları Fabl Hikayeleri…

#3alanya03/02/2011, 06:10

Bulut Masalı
Bir varmış beş yokmuş, gökyüzünde
yanlız gezen bir bulut varmış. Bu bulut her
gün yeni yerlere gider, dünyayı gezer
dururmuş. Bir gün Roma’da, bir hafta sonra
Irak’ta, bir ay sonra Amerika’da, nerdeyse
görmediği yer yokmuş.
Aylar birbirini kovalamış, bulut güneşi,
rüzgar bulutu kovalamış. Bizim bulut yeni bir
yere gelmiş. Ama hava öyle soğukmuş ki tir tir
titriyormuş. Oradan uzaklaşmak istemiş ama
dağlar önünü kapatmış, geri kaçmak istemiş
rüzgar bulamamış. Sıkışıp kalmış oracıkta. Ne
yapsam ne etsem derken, kalabalık
artmaya başlamış. Sağdan soldan
yeni bulutlar geliyor, sanki bir şey
varmış gibi herkes oraya
toplanıyormuş. Daha ne oldum
demeye kalmadan, bulut grubunda
huzursuzluk artmaya başlamış.
Birbirlerine yaklaştıkça homurtular
artıyor. Hatta bazıları birbirine dokununca
şimşekler çakıyormuş. Bulut bu durumdan çok
huzursuz olmuş, bir an önce oradan kurtulmak,
kendini diğer bulutlardan uzağa atabilmek için
sağını solunu kıpırdatmaya, aradan sıyrılmaya
çalışırken, itelediği bir bulut da onu itelemiş.
Bunlar başlamışlar kavga etmeye. Sen
geçeceksin ben geçeceğim derken birbirlerine
girmişler. Derken çok büyük bir patlama
olmuş, her taraf aydınlanmış, sanki bizim
bulutun gözünde şimşekler çakmış.
Sonra, hızla aşağıya doğru düşmeye
başladığını hissetmiş. Oh demiş kurtuldum
sonunda bu bulutların arasından. Ancak bu
değişik bir yolculukmuş, hızı gittikçe artıyor
ve yeryüzüne yaklaşıyormuş. "Hey rüzgar,
neredesin? Hadi götürün beni dağların
arkasına" diye seslenmiş. Rüzgar var gücüyle
itiyormuş ama bizim bulut düşmeye devam
etmiş. Diğer bulutlar çok yukarıda kalmış.
Düşmüş, düşmüş, düşmüş, yere çok yaklaşmış.
"Aman tanrım" demiş bizim bulut, "şimdi yere
çarpacağım ve yok olacağım" derken çok
değişik bir şey olmuş. Bizim bulut yere
yumuşak bir şekilde indiğini ve kıvrıla kıvrıla
hareket edebildiğini farketmiş. Bu gerçekten
çok hoşuna gitmiş. Eskiden çok yükseklerden
görebildiği ağaçların taşların arasından şimdi
Page 2
kıvrıla kıvrıla, hatta sürtüne sürtüne
geçebiliyormuş. Böyle çok eğlenceli bir
yolculuk yaptıktan sonra bir taşın üzerinden
geçip tekrar düşmeye başlamış ve kısa bir
düşüşten sonra kendini çok tuzlu bir yerde
bulmuş.
Artık o kadar hızlı hareket
edemiyormuş. Burada dinleneceğim galiba
derken. Yeni canlılarla karşılaşmış. Daha
evvelden kuşları tanıyan bulutumuz bu
canlıları daha evvel hiç görmemiş. Kocaman
ağızları, arkalarında ay gibi kuyrukları olan
yaratıkların binlerce çeşidi varmış etrafında.
Sanki başka bir dünyaya gelmiş. Aradan aylar
geçmiş. Bu yeni durumdan çok memnun, gezip
duruyormuş.
Ama bir gün hava onu rahatsız edecek
kadar ısınmaya başlamış. Öyle sıcak, öyle
sıcak olmuş ki, bulutumuz çok bunalmış, biraz
yukarı çıkayım, biraz yukarı çıkayım, oralar
daha serin olur diye düşünüp kendini
yukarılara atmaya çalışmış. Bir de ne görsün,
ay kuyruklu yaratıkların olduğu dünyadan
uzaklaşmaya başlamasın mı? Azıcık
yükseleyim derken, bir anda hızla yükselmeye
başlamış ve kendini eski dünyasında bulmuş.
O güneşi kovalıyor, rüzgar onu kovalıyormuş.
Dağların üzerinden uçuyor yeryüzüne gölge
düşürmenin zevkini yaşıyormuş. Ama bir
türlü anlayamamış neler olup bittiğini.
Kim biliyor bizim bulutun başına neler
geldiğini?
Atilla Gösterişli
13/11/2

#4dil_dam03/02/2011, 06:13

okumak istiyorum

#5SeBeBeqimSin…!03/02/2011, 06:20

dunya gunes ay ve bulut hikayesi bulabilirmisiniz lütfen gerekli

#6hertelden03/02/2011, 06:28

lütfen bana ay bulut dünya ve güneşin geçtiği bir hikaye bulur musunuz

#7cizgiselin03/02/2011, 06:35

lütven bana dünya güneş ay ve bulutun olduğu bir masal

#8kutahyali4303/02/2011, 06:41

lütfen bna ay bulıt güneş ileilgili masal bulabilirmisiniz

gunes ile ilgili masal

#9nur03/02/2011, 06:43

güneş ay ve yıldızların olduğu bir kısa masal asrıyıorum acillllllllllllllllllllllllllcv

#10belinay3303/02/2011, 06:48

lütfeb bana bulut ve su ile ilgili masal bulunuz

#11ozdemir6103/02/2011, 06:56

ay güneş bulut su dunya ile masal

#12Pyncnuctutt03/02/2011, 07:03

yaa Ben güneş ay ve dünya ile ilgili hikaye istiyorumm

#13FBurhan03/02/2011, 07:08

dünya güneş ve ay ile igili şiir yokmu?gerçekten çok ihtiyacım var!

#14kader03/02/2011, 07:16

BEN SIFATLARLA İLGİLİ BİR SAYFALIK YAZI(ÖYKÜ,HİKAYE VB.) İSTİYORUM VE O ÖYKÜDEKİ SIFATLARI BULUP HANGİ SIFAT İLE KULLANILMIŞ GÖSTERİLMESİ LAZIM … YARDIMINIZ İÇİN ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER

#15Ememeclaivarm03/02/2011, 07:20

ya dünya güneş ve ay ile ilgili bir hikaye bulurmusunuz

#16zuleyha03/02/2011, 07:24

içinde dünya,güneş ,ay, dolunay ,gece-gündüz sözcüklerinin geçtiği bir öykü

#17aybike03/02/2011, 07:32

ya bana dünya ay ve güneşle ilgili hikaye bulun ya

#18cise03/02/2011, 07:36

LÜTFEN KISA AMA İÇİNDE DÜNYA GÜNEŞ AY VE BULUTUN GEÇTİĞİ BİR MASAL YAZIN LÜTFEN ÇOK ACİL

#19bakmaca03/02/2011, 07:38

lütfen dünya güneş ay ve bulut hkkında kısa bir hikaye cuma gününe kadar lütfennnnnnnnnnnnnn

#20ceyda03/02/2011, 07:43

ben lütfen dünya güneş ay ve bulut un yer aldıgı masal

#21kenevir4703/02/2011, 07:47

lütfen hemen (İçinde Dünya,Güneş,Ay ve Bulutun geçtiği bir masal)bulunuz…

#22zeynom03/02/2011, 07:55

Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini gercekten cok seven bir bulutla, bir yıldız varmıs…bulut gökyüzünün en seker, en pembe bulutu; yıldız ise, en parlak umudu en cok yansıtan yıldızıymıs…

Gökyüzündeki her varlık onların sevgisini kıskanırmıs…Ama biri varmıs ki; bulut ve yıldızın ayrılmalarını yürekten istiyormuş.Hemde yıldızın en yakın arkadası olmasına ragmen…

Bulut biraz safmıs, kimseyi kıramazmıs.Yıldız ise bulut için elinden gelen herseyi yapabilir, herkese meydan okuyabilirmis.Zaten onun icin bir bulut, birde cok sevdiği dostu peri varmıs.Bir derdi oldugunda gider periye anlatırmıs.Ama nerden bilebilirmis ki perinin birgün bunların hepsini yıldızla bulutun ayrılmaları icin koz olarak kullanacagını ?

Birgün nazar degmıs bulutla yıldıza.Hic yoktan bir sebepten tartısmıslar.Bulut cekip gitmis hatalı olmasına ragmen.Yildızsa " Nasılsa bulutum beni sever.Dönecektir! " diye düsünmüp hicbirsey yapmamıs " Döner geri! " diye düsünmüs.

Fakat hicbirsey bekledigi gibi gitmemis.bulut dönmemis.Kimbilir belkide cesaret edememis dönmeye."Herseyin bitmesini göze alamam " diye düsünmüs.

Ancak ortada tek bir gercek varmıs ki, o da ikisininde cok üzgün olduklarıymıs.Gökyüzündeki melekler bile ağlamıslar onların durumlarına ama ne fayda ?

Ertesi gun yıldız olanları en yakın dostu periye anlatmıs.Periyse göstermelik bir hüzne bürünmüs.Çünkü eline büyük bir fırsat gecmis.Artık hayatı boyunca kıskandıgı kısıye karsı kozları varmıs elinde.O kisi en yakın dostu yıldız olmasına ragmen kullanacakmıs kozlarını.Hem de buyuk bır zevkle…

Bulutun yanına gitmis ve yıldızın artık onu sevmedigini söylemis.Bulutsa üzülmüs, boynunu bükmüs ama elinden hicbirsey gelmeyecegini düsünmüs.Cünkü yıldız inatcıymıs.Bir kere olmaz dediyse bir daha " olur " demezmis.Peride bulutun bu üzgün durumundan yararlanıp ona olan sevgisini itiraf etmis.Bulutta kimseyi kıramadıgı icin perinin, yıldızın yerine gecmesine izin vermis…

Yıldız günlerce beklemis bulutun gelmesını, ondan af dilemesini ama…Bulut gelmemis.

Birgün yıldız bulutun yanına gidip konusmaya karar vermis.Gece yola cıkmıs.ama yolun sonunda bulutu, en iyi dostu sandıgı periylşe birlikte Ay‘ da elele görmüs.Melekler dayanamayıp bütün olan biteni anlatmıslar yıldıza.

Cok üzülmüs yıldız ve dönmüs arkasını, caresiz gitmis.Bu acıyla yavas yavas sönmeye baslamıs.Günler gecmis ve o kara gunden sonra yıldız sönmüs ısık veremez olmus.

Bulutsa artık ne eskisi kadar pembe, ne de o kadar kadifeymis.Yıldız ilk zamanlar herseyden vazgecmis, hayata küsmüs.Ama kolay pes etmezmis.Kısa bir süre sonra hayatıyla ilgili o önemli kararı vermis.O güne kadar hic görmedigi günesin yanına gidecekmis.Ve biraz daha ısık isteyecekmis ondan…

Cok gecmeden daha önce hic görmedigi günesin yanına gitmis…Ondan yansıtması icin biraz daha ısık istemis.Günes ısık yerine sevgisini vermis yıldıza…

İste o gun bu gundur yıldız dünyaya günesin sevgisini yansıtır, bulutsa hep gözyaslarını akıtır dünyaya.Birde yüreginde kopan fırtınaları…

#23grafikkp03/02/2011, 08:02

bana güneş,ay,dünya ve bulutu içeren masal bulabilirmisiniz?

#24seyda03/02/2011, 08:08

bu 5inci sınıf performans ödevi deilmi??? bende 5.sınıfım çünküü bende bulmaya çalışıorum ama kendim

#25Mc_MiRaGe03/02/2011, 08:14

dünya güneş ay ve bulut yre aldığı bir masal

#26Asghum03/02/2011, 08:21

bende 5inci sınıfım bizimde perfonmans ödevi

#27sevgi_3003/02/2011, 08:25

dünya bulut güneş ve ay ile ilgili masal bulabilir misin?

#28Karakiz03/02/2011, 08:30

içinde dünya,güneş, ayve bulutun geçtiği bir masal yazın acillll pazartesi gününe acilll ne lr yazın

#29mesrube03/02/2011, 08:35

ben cede bulut dünya güneş ve ay hikayesini bulun

#30yelda_072303/02/2011, 08:40

lütfen bana içde dünya,güneş,ay ve bulutun geçtiği bir masal bulunuz acill. ben öğretmenim çocuklara okuyacağım.

#31cigdem03/02/2011, 08:48

Bir Gökyüzü Masalı

Pırıl pırıl bir geceydi. Yıldızlar birbirine göz kırparken ay, şâhâne bir gururla hepsinden daha güzel görünüyordu. O sırada parlak bir yıldız, ayı daha yakından görebilmek için yerinden kayıverdi. Fakat ne yazık ki onun hizasına gelemeden toprağa düştü. Bu yıldızlar böyleydiler işte! Hepsi aya âşıktı. Hepsi onu yakından görmek isterdi. Bu arzularına dayanamayıp yerlerini değiştirdiler mi, toprağa düşerlerdi. Düştükleri yerde ise renk renk yıldız çiçekleri açardı.
Gökyüzünün çok uzak bir köşesinde de ufacık bir yıldız ayı görmek istedi. Fakat birdenbire kayarsa toprağa düşeceğini biliyordu. Onun için yavaş yavaş alçalmaya başladı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki, aradan seneler geçti. Küçük yıldız yaklaştıkça büyüdü; güzelleşti. Birgün tam onun karşısına geldi ve durdu. Ay, bu çok güzel yıldızı o kadar beğendi ki, bu sefer kendisi ona yaklaşmak istedi. Nihayet bir hilâl vakti, kollarını uzatarak küçük yıldızı kucakladı. Gökyüzü o vakte kadar böylesine güzel bir manzara görmemişti. Yıldızdan ve aydan saçılan ışıklar dünyaya gittiler. Ve bir milleti kendilerine hayran ettiler. O kadar ki bu kahraman millet, bayrağını ay yıldızla süsledi.
Ay, yıldızını kucakladığı anda ondan dünyaya bir ışık düştü. Bu ışık, yapraklar arasından süzüldü. Bir evin penceresi içinden girdi. Yatakta uyuyan ufacık oğlanın kirpiklerinde gezindi. Bu ufacık oğlan o anda bir rüya gördü. Rüyasında çok güzel bir kız vardı. Gözleri yıldızlar gibiydi. Mermer bir sarayda oturuyordu. Sarayın bahçesi kırmızı güllerle doluydu. Tam ortasında da bir havuz vardı. Kız oğlanı yanına çağırdı. Elele tutuştular. Bahçeyi, sarayı gezdiler. Nihayet kız O’na dedi ki;

- Şimdi sen rüya görüyorsun. Fakat ben hakikatte rüya değilim. Bütün bir ömürde olsa beni ara. Beni bulduğun zaman hakiki saadeti bulmuş olacaksın. Yaşın çok ilerlemişte olsa beni bulup elimi tuttuğun vakit gençleşeceksin. Sen de, ben de. Çünkü o zamana kadar ben de ihtiyarlamış olabilirim.

- Peki! Dedi oğlan.

- Ben seni nereden tanıyacağım? Sen de ihtiyarlarsan!

Kız gülümsedi;

- Bu sarayı unutma. Hem bak avucumun içinde yıldız şeklinde bir ben var.

Oğlanın rüyası burada bitti. Heyecanla gözlerini açtı. Dışarıda sıcak bir yaz gecesi ve cırcır böceklerinin sesleri vardı. Tekrar uykuya daldığı zaman rüyasındaki kızı ömrünün sonunda kadar arayacağına karar vermişti…

Ay, yıldızı kucakladığı zaman, yıldızlardan bir ışık düştü, dünyaya. Bu ışık denizler üzerinden yakamozlar bırakarak geçti. Karlı tepelerden beyaz ışıltılar saçarak Kaf Dağı’na geldi. O’nu da aştı. Mermerlerden bir sarayın açık penceresinden içeri girdi. Mışıl mışıl uyuyan küçük bir kızın, şeffaf göz kapaklarında gezindi. Küçük kız o zaman bir rüya gördü. Rüyasında kıvırcık saçlı çok güzel bir oğlanla sarayın bahçelerinde geziyordu. Oğlan O’na dedi ki;

- Ben seni çok seviyorum. Şimdi rüya görüyorsun. Fakat ben gerçekte varım. Ömrümün sonuna kadar olsa da seni arayacağım.

Yaşın çok ilerlemiş de olsa elini tuttuğum zaman birden gençleşeceksin. Ben saadetin kendisiyim. Beni sakın unutma.

Kız tebessüm ederek,

- Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim, dedi.

O’nun da rüyası burada bitmişti. Birden uyandı. Dışarıdan bülbül sesleri geliyordu. Küçük kız, tekrar uyuduğu zaman, rüyasındaki oğlanı ve avucunda parlayan ayı unutmayacağına karar vermişti.
Aradan seneler geçti. Küçük oğlan büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Artık evlenme çağındaydı. Ayağına demir bir çarık eline demir bir âsâ alıp, rüyasındaki kızı aramaya çıktı.

Az gitti, uz gitti. Yedi memleket, yedi büyük dağ aştı. Yemyeşil bir ovada kurulmuş şirin bir şehre geldi. Temiz sokaklardan bahar havasının verdiği saadet hissiyle yürüdü, geçti. Nihayet bir sarayın önüne geldi. Bahçesi o kadar güzeldi ki, hayranlıkla durup çiçekleri seyretmeye başladı. Birden yan tarafından doğru tatlı bir ses kulağına geldi.

- Güzel delikanlı yabancısın galiba. Bilmez misin ki buralarda durmanın cezası ölümdür!

Delikanlı hayretle baktı. Karşısında simsiyah saçlı, simsiyah gözlü, karanfil dudaklı bir güzel duruyordu. Korkusuzca cevap verdi:

- Sen kimsin? Sadece bir bahçeye bakan masum bir insanın cezası ölüm olur mu?

Karanfil dudaklı kız bir an düşünür gibi durdu, sonra oğlanı yanına çağırdı. Ve onu alıp krala götürdü. Bu kız sarayın yegane prensesi idi. Babası uzun zamandır kızını evlendirmek istiyordu. Fakat bir türlü O’na göre bir eş bulamamıştı.

Prenses krala;

- Baba bakın işte benim evleneceğim adam bu, dedi.

Kral O’nun her istediğini yapan bir baba idi.

Oğlan her ne kadar şaşkın ise de, bu güzel kız hoşuna gitmişti. Hele ilerde böyle bir memleketin hükümdarı olma düşüncesi ise O’na büsbütün zevk vermişti.

Kırk gün kırk gece düğünden sonra evlendiler. Aradan biraz zaman geçince oğlan kralın yerine geçti. Çok adil, çok iyi bir hükümdardı. Halk O’nu seviyordu. Buna rağmen, kraliçenin gitgide artan yersiz hareketleri yüzünden mesut olamamıştı. Hergün O’ndan bütün güzelliğine rağmen biraz daha soğuyordu. Kendini oyalayamaz olmuştu. Birgün iyice kavga ettikten sonra, kral yalnız başına bahçede dolaşmaya çıktı. Çok dertliydi. Bir sıranın üzerine oturup düşünmeye başladı. Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyordu. Derin bir göğüs geçirdi. Bu sırada bakışları gökyüzünde parlayan mehtaba ilişti. O anda yüreğine bir ateş düştü yerinden kalkarak saraya gitti. Karısını yanına çağırdı.

- Güzel kraliçem, ben artık senden ve bu memleketten ayrılıyorum, dedi.

Kraliçe:

- “Ya öyle mi?” diye cevap verdi. Buna memnun oldum. Zira, sokaktan geçen alelâde bir adamın kral olmasına sebep olmakla, mânasızlık ettim. Güle güle!

Ve böylece delikanlı yeniden yola düştü. Bu sefer, rüyasındaki kızı aramak için, hiç vakit kaybetmeyeceğine azmetmişti. Nasıl olmuştu da beyhude yere bu kadar vakit kaybetmişti. Aldatıcı bir güzelliğin ve şatafatın peşinden koşması O’na nelere mal olmuştu.

Rüyasındaki kızı bulmak için vakti azalıyordu. Az gitti. Uz gitti. Dere tepe düz gitti. Nihayet uzaktan zümrüt gibi görünen bir ormana rastladı. Ağaçlardan çıkan dallar son derece zarif yapraklarla süslüydü. Epey yürüyen ve yorulan oğlan bir çalının dibine oturdu. Yakın bir yerden tatlı bir su şırıltısı geliyordu. Yavaş yavaş bu şırıltıya son derece tatlı bir şarkı karıştı. Biraz sonra şarkıyı söyleyen sesler çoğaldı. Büyüleyen bir musikî idi bu. Ormanda her şey onu dinlemek için susmuş gibiydi. Oğlan meraklandı ve seslerin geldiği yere gitti. Yaban gülleri arasında birbirinden güzel peri kızları su ile oynuyor, dansediyor ve yüzüyordu. Dalga dalga saçları, mermerden yontulmuş gibi vücutları vardı. Oğlan onları görünce hangisine âşık olacağını şaşırdı. Peri kızlarından biri O’nu fark etmişti. Bir çığlık atarak arkadaşlarına haber verdi. Hepsi birden O’nun etrafını sarıverdiler. Beraberce eğlenmeye başladılar. Böylece güneş defalarca doğup, battı.

Bir akşam oğlan etrafındaki peri kızları ile şakalaşırken, zümrüt yapraklı ağaçların üzerinden testekerlek mehtap gülümser gibi yükseldi. Oğlana kızlar ne yaptılar ne söyledilerse gözlerini aydan ayıramadılar. Yüreğine yine ateş düştü. Derin bir pişmanlık hissiyle perilerle vedalaştı. Ormanın derinliklerine daldı gitti. Orman bitti; deniz başladı. Deniz bitti; dağlar sıra sıra önünde uzandı. Onları aştı; bir vadiye geldi. Karnı acıkmıştı. Yorgundu. Kendini suçlu ve hasta hissediyordu. Vadinin yegâne kulübesini çaldı. Kapıyı bir ihtiyar adam açtı. Göbeğine kadar sakalı vardı. Oğlanı içeri aldı, karnını doyurdu. Bir yatağa yatırdı. Hastalığını iyi etti. Pek merhametli ve pek âlimdi. Oğlana kendisi ile kalmasını rica etti. O’na dünyada bilinmesi mümkün olan bütün ilimleri öğretecekti. Oğlan düşündü. Bilmek ve öğrenmek güzel şeydi. Razı oldu. Büyük bir âlim olmayı kim istemezdi ki!…

Böylece yine seneler geçti. Bu defa ihtiyar öldü. Oğlan bütün ilimleri öğrenmişti. Çok büyük bir bilgindi artık. Fakat yapayalnızdı. Bilgisi ile kimseye faydalı olamıyordu. Çünkü vadiler ülkesinde kendinden başka kimse yoktu. Bir akşam kulübesinin önünde otururken, dağların üstünden ay parladı. O anda oğlanın yüreğine ateş düştü. Fakat artık ihtiyarlamıştı. Ancak karşı dağlara kadar yürüyebilirdi. Fazla düşünmeden yürümeye başladı. Dizlerinin dermanı kesilip, kolu kanadı tutmayıncaya kadar, güneş defalarca doğup, battı. Vücudu haraptı. Fakat iradesi O’nu daima zorluyor adeta insanüstü bir kuvvet sarfediyordu. Bir ara gözlerinin artık çok zayıfladığını hissetti. Zorlukla önünü görebiliyordu.

Nihayet beyaz mermerden, havuzları dikenlerle, çalılarla örtülü bir saraya geldi. O kadar bitkindi ki merdivenlerin üzerine yığılıp kaldı. Neden sonra titrek ellerle birisinin kendisine yardım etmeye çalıştığını fark etti. Hayır! Artık son dakikası gelmişti. Yardıma ihtiyacı kalmamıştı. Alnında gezinen eli tuttu ve zorlukla karşısındakini gördü.

Bu bembeyaz saçlı, nur yüzlü bir kadındı. Gözleri yıldızlar gibi parlıyordu. O anda içine öyle bir ateş düştü ki ölümü de, çok ihtiyar olduğunu da unuttu. Sadece o gözlere bakmak, ebediyen onları seyretmek istiyordu. Böylece ne kadar zaman geçti bilinmez. Ama yaşlı kadının avucundaki yıldız, çöken karanlıkta ışıldamaya başlamıştı bile. Nihayet aralarında şöyle konuştular. Oğlan, daha doğrusu ihtiyar adam dedi ki:

- Bütün ömrümde sizi aradım. Çok vakit kaybettim. Beni affedeceksiniz değil mi?

İhtiyar kadın gülümsedi. Ve hafif bir sesle;

- “Elbette.” dedi. “Ben bütün ömür sadece sizi bekledim. Geleceğinizi biliyordum. Ve geldiniz artık.”

O sırada birden gece bastırdı. Gökte şâhâne bir hilâl parlıyordu. Kolları sevgili yıldızını kucaklamıştı. Aydan ve yıldızdan, mermer sarayın merdivenlerine sihirli bir ışık düştü. Mermer merdivenler altın oldu. İhtiyar adam birden gençleşti. Eskisi gibi yakışıklıydı. İhtiyar kadın muhteşem bir prenses oluverdi. Gökteki yıldızlardan daha güzeldi. İkisi de elele tutuştular. Yüzlerini bir kat daha güzelleştiren tebessümleriyle gökyüzüne tırmandılar. Yıldızlar şarkı söyleyerek düğünü kutluyorlardı. Ay ve yıldız çok mesut.
Onlar ermiş muradına…

#32flpinar03/02/2011, 08:52

Bana ay bulut dünya ve güneş ile ilgili kısa hikaye söylermisiniz aciill

#33murat18/02/2012, 09:43

bana acil ay güneş yıldız dünya ile ilgili kısa bir hikaye bulunnnnnnnnnnnn

#34dddddd19/02/2012, 13:41

ay güneş ve dünya sözcükleri
geçen bir şiir

#35aslııı21/02/2012, 16:17

bişey yokki burada bide sayfa yazmamış biz yazıyoruz

#36ayfer10/03/2012, 11:27

uzun güneş dünya ve ayla ilgli bulut oomasın

#37barış kalaycı19/03/2012, 12:57

Bu konuyu uzun zamadır düşünüyordum haklı bir tip

#38enes20/03/2012, 23:20

Pırıl pırıl bir geceydi. Yıldızlar birbirine göz kırparken ay, şâhâne bir gururla hepsinden daha güzel görünüyordu. O sırada parlak bir yıldız, ayı daha yakından görebilmek için yerinden kayıverdi. Fakat ne yazık ki onun hizasına gelemeden toprağa düştü. Bu yıldızlar böyleydiler işte! Hepsi aya âşıktı. Hepsi onu yakından görmek isterdi. Bu arzularına dayanamayıp yerlerini değiştirdiler mi, toprağa düşerlerdi. Düştükleri yerde ise renk renk yıldız çiçekleri açardı.
Gökyüzünün çok uzak bir köşesinde de ufacık bir yıldız ayı görmek istedi. Fakat birdenbire kayarsa toprağa düşeceğini biliyordu. Onun için yavaş yavaş alçalmaya başladı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki, aradan seneler geçti. Küçük yıldız yaklaştıkça büyüdü; güzelleşti. Birgün tam onun karşısına geldi ve durdu. Ay, bu çok güzel yıldızı o kadar beğendi ki, bu sefer kendisi ona yaklaşmak istedi. Nihayet bir hilâl vakti, kollarını uzatarak küçük yıldızı kucakladı. Gökyüzü o vakte kadar böylesine güzel bir manzara görmemişti. Yıldızdan ve aydan saçılan ışıklar dünyaya gittiler. Ve bir milleti kendilerine hayran ettiler. O kadar ki bu kahraman millet, bayrağını ay yıldızla süsledi.
Ay, yıldızını kucakladığı anda ondan dünyaya bir ışık düştü. Bu ışık, yapraklar arasından süzüldü. Bir evin penceresi içinden girdi. Yatakta uyuyan ufacık oğlanın kirpiklerinde gezindi. Bu ufacık oğlan o anda bir rüya gördü. Rüyasında çok güzel bir kız vardı. Gözleri yıldızlar gibiydi. Mermer bir sarayda oturuyordu. Sarayın bahçesi kırmızı güllerle doluydu. Tam ortasında da bir havuz vardı. Kız oğlanı yanına çağırdı. Elele tutuştular. Bahçeyi, sarayı gezdiler. Nihayet kız O’na dedi ki;

- Şimdi sen rüya görüyorsun. Fakat ben hakikatte rüya değilim. Bütün bir ömürde olsa beni ara. Beni bulduğun zaman hakiki saadeti bulmuş olacaksın. Yaşın çok ilerlemişte olsa beni bulup elimi tuttuğun vakit gençleşeceksin. Sen de, ben de. Çünkü o zamana kadar ben de ihtiyarlamış olabilirim.

- Peki! Dedi oğlan.

- Ben seni nereden tanıyacağım? Sen de ihtiyarlarsan!

Kız gülümsedi;

- Bu sarayı unutma. Hem bak avucumun içinde yıldız şeklinde bir ben var.

Oğlanın rüyası burada bitti. Heyecanla gözlerini açtı. Dışarıda sıcak bir yaz gecesi ve cırcır böceklerinin sesleri vardı. Tekrar uykuya daldığı zaman rüyasındaki kızı ömrünün sonunda kadar arayacağına karar vermişti…

Ay, yıldızı kucakladığı zaman, yıldızlardan bir ışık düştü, dünyaya. Bu ışık denizler üzerinden yakamozlar bırakarak geçti. Karlı tepelerden beyaz ışıltılar saçarak Kaf Dağı’na geldi. O’nu da aştı. Mermerlerden bir sarayın açık penceresinden içeri girdi. Mışıl mışıl uyuyan küçük bir kızın, şeffaf göz kapaklarında gezindi. Küçük kız o zaman bir rüya gördü. Rüyasında kıvırcık saçlı çok güzel bir oğlanla sarayın bahçelerinde geziyordu. Oğlan O’na dedi ki;

- Ben seni çok seviyorum. Şimdi rüya görüyorsun. Fakat ben gerçekte varım. Ömrümün sonuna kadar olsa da seni arayacağım.

Yaşın çok ilerlemiş de olsa elini tuttuğum zaman birden gençleşeceksin. Ben saadetin kendisiyim. Beni sakın unutma.

Kız tebessüm ederek,

- Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim, dedi.

O’nun da rüyası burada bitmişti. Birden uyandı. Dışarıdan bülbül sesleri geliyordu. Küçük kız, tekrar uyuduğu zaman, rüyasındaki oğlanı ve avucunda parlayan ayı unutmayacağına karar vermişti.
Aradan seneler geçti. Küçük oğlan büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Artık evlenme çağındaydı. Ayağına demir bir çarık eline demir bir âsâ alıp, rüyasındaki kızı aramaya çıktı.

Az gitti, uz gitti. Yedi memleket, yedi büyük dağ aştı. Yemyeşil bir ovada kurulmuş şirin bir şehre geldi. Temiz sokaklardan bahar havasının verdiği saadet hissiyle yürüdü, geçti. Nihayet bir sarayın önüne geldi. Bahçesi o kadar güzeldi ki, hayranlıkla durup çiçekleri seyretmeye başladı. Birden yan tarafından doğru tatlı bir ses kulağına geldi.

- Güzel delikanlı yabancısın galiba. Bilmez misin ki buralarda durmanın cezası ölümdür!

Delikanlı hayretle baktı. Karşısında simsiyah saçlı, simsiyah gözlü, karanfil dudaklı bir güzel duruyordu. Korkusuzca cevap verdi:

- Sen kimsin? Sadece bir bahçeye bakan masum bir insanın cezası ölüm olur mu?

Karanfil dudaklı kız bir an düşünür gibi durdu, sonra oğlanı yanına çağırdı. Ve onu alıp krala götürdü. Bu kız sarayın yegane prensesi idi. Babası uzun zamandır kızını evlendirmek istiyordu. Fakat bir türlü O’na göre bir eş bulamamıştı.

Prenses krala;

- Baba bakın işte benim evleneceğim adam bu, dedi.

Kral O’nun her istediğini yapan bir baba idi.

Oğlan her ne kadar şaşkın ise de, bu güzel kız hoşuna gitmişti. Hele ilerde böyle bir memleketin hükümdarı olma düşüncesi ise O’na büsbütün zevk vermişti.

Kırk gün kırk gece düğünden sonra evlendiler. Aradan biraz zaman geçince oğlan kralın yerine geçti. Çok adil, çok iyi bir hükümdardı. Halk O’nu seviyordu. Buna rağmen, kraliçenin gitgide artan yersiz hareketleri yüzünden mesut olamamıştı. Hergün O’ndan bütün güzelliğine rağmen biraz daha soğuyordu. Kendini oyalayamaz olmuştu. Birgün iyice kavga ettikten sonra, kral yalnız başına bahçede dolaşmaya çıktı. Çok dertliydi. Bir sıranın üzerine oturup düşünmeye başladı. Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyordu. Derin bir göğüs geçirdi. Bu sırada bakışları gökyüzünde parlayan mehtaba ilişti. O anda yüreğine bir ateş düştü yerinden kalkarak saraya gitti. Karısını yanına çağırdı.

- Güzel kraliçem, ben artık senden ve bu memleketten ayrılıyorum, dedi.

Kraliçe:

- “Ya öyle mi?” diye cevap verdi. Buna memnun oldum. Zira, sokaktan geçen alelâde bir adamın kral olmasına sebep olmakla, mânasızlık ettim. Güle güle!

Ve böylece delikanlı yeniden yola düştü. Bu sefer, rüyasındaki kızı aramak için, hiç vakit kaybetmeyeceğine azmetmişti. Nasıl olmuştu da beyhude yere bu kadar vakit kaybetmişti. Aldatıcı bir güzelliğin ve şatafatın peşinden koşması O’na nelere mal olmuştu.

Rüyasındaki kızı bulmak için vakti azalıyordu. Az gitti. Uz gitti. Dere tepe düz gitti. Nihayet uzaktan zümrüt gibi görünen bir ormana rastladı. Ağaçlardan çıkan dallar son derece zarif yapraklarla süslüydü. Epey yürüyen ve yorulan oğlan bir çalının dibine oturdu. Yakın bir yerden tatlı bir su şırıltısı geliyordu. Yavaş yavaş bu şırıltıya son derece tatlı bir şarkı karıştı. Biraz sonra şarkıyı söyleyen sesler çoğaldı. Büyüleyen bir musikî idi bu. Ormanda her şey onu dinlemek için susmuş gibiydi. Oğlan meraklandı ve seslerin geldiği yere gitti. Yaban gülleri arasında birbirinden güzel peri kızları su ile oynuyor, dansediyor ve yüzüyordu. Dalga dalga saçları, mermerden yontulmuş gibi vücutları vardı. Oğlan onları görünce hangisine âşık olacağını şaşırdı. Peri kızlarından biri O’nu fark etmişti. Bir çığlık atarak arkadaşlarına haber verdi. Hepsi birden O’nun etrafını sarıverdiler. Beraberce eğlenmeye başladılar. Böylece güneş defalarca doğup, battı.

Bir akşam oğlan etrafındaki peri kızları ile şakalaşırken, zümrüt yapraklı ağaçların üzerinden testekerlek mehtap gülümser gibi yükseldi. Oğlana kızlar ne yaptılar ne söyledilerse gözlerini aydan ayıramadılar. Yüreğine yine ateş düştü. Derin bir pişmanlık hissiyle perilerle vedalaştı. Ormanın derinliklerine daldı gitti. Orman bitti; deniz başladı. Deniz bitti; dağlar sıra sıra önünde uzandı. Onları aştı; bir vadiye geldi. Karnı acıkmıştı. Yorgundu. Kendini suçlu ve hasta hissediyordu. Vadinin yegâne kulübesini çaldı. Kapıyı bir ihtiyar adam açtı. Göbeğine kadar sakalı vardı. Oğlanı içeri aldı, karnını doyurdu. Bir yatağa yatırdı. Hastalığını iyi etti. Pek merhametli ve pek âlimdi. Oğlana kendisi ile kalmasını rica etti. O’na dünyada bilinmesi mümkün olan bütün ilimleri öğretecekti. Oğlan düşündü. Bilmek ve öğrenmek güzel şeydi. Razı oldu. Büyük bir âlim olmayı kim istemezdi ki!…

Böylece yine seneler geçti. Bu defa ihtiyar öldü. Oğlan bütün ilimleri öğrenmişti. Çok büyük bir bilgindi artık. Fakat yapayalnızdı. Bilgisi ile kimseye faydalı olamıyordu. Çünkü vadiler ülkesinde kendinden başka kimse yoktu. Bir akşam kulübesinin önünde otururken, dağların üstünden ay parladı. O anda oğlanın yüreğine ateş düştü. Fakat artık ihtiyarlamıştı. Ancak karşı dağlara kadar yürüyebilirdi. Fazla düşünmeden yürümeye başladı. Dizlerinin dermanı kesilip, kolu kanadı tutmayıncaya kadar, güneş defalarca doğup, battı. Vücudu haraptı. Fakat iradesi O’nu daima zorluyor adeta insanüstü bir kuvvet sarfediyordu. Bir ara gözlerinin artık çok zayıfladığını hissetti. Zorlukla önünü görebiliyordu.

Nihayet beyaz mermerden, havuzları dikenlerle, çalılarla örtülü bir saraya geldi. O kadar bitkindi ki merdivenlerin üzerine yığılıp kaldı. Neden sonra titrek ellerle birisinin kendisine yardım etmeye çalıştığını fark etti. Hayır! Artık son dakikası gelmişti. Yardıma ihtiyacı kalmamıştı. Alnında gezinen eli tuttu ve zorlukla karşısındakini gördü.

Bu bembeyaz saçlı, nur yüzlü bir kadındı. Gözleri yıldızlar gibi parlıyordu. O anda içine öyle bir ateş düştü ki ölümü de, çok ihtiyar olduğunu da unuttu. Sadece o gözlere bakmak, ebediyen onları seyretmek istiyordu. Böylece ne kadar zaman geçti bilinmez. Ama yaşlı kadının avucundaki yıldız, çöken karanlıkta ışıldamaya başlamıştı bile. Nihayet aralarında şöyle konuştular. Oğlan, daha doğrusu ihtiyar adam dedi ki:

- Bütün ömrümde sizi aradım. Çok vakit kaybettim. Beni affedeceksiniz değil mi?

İhtiyar kadın gülümsedi. Ve hafif bir sesle;

- “Elbette.” dedi. “Ben bütün ömür sadece sizi bekledim. Geleceğinizi biliyordum. Ve geldiniz artık.”

O sırada birden gece bastırdı. Gökte şâhâne bir hilâl parlıyordu. Kolları sevgili yıldızını kucaklamıştı. Aydan ve yıldızdan, mermer sarayın merdivenlerine sihirli bir ışık düştü. Mermer merdivenler altın oldu. İhtiyar adam birden gençleşti. Eskisi gibi yakışıklıydı. İhtiyar kadın muhteşem bir prenses oluverdi. Gökteki yıldızlardan daha güzeldi. İkisi de elele tutuştular. Yüzlerini bir kat daha güzelleştiren tebessümleriyle gökyüzüne tırmandılar. Yıldızlar şarkı söyleyerek düğünü kutluyorlardı. Ay ve yıldız çok mesut.

#39eda15/05/2012, 20:32

çoooooook güzel söz

#40ads17/05/2012, 22:16

size en azından su yağmur kar yokk halinize duae edin

Yorumuzunu Ekleyin

Üye Adı:
E-mail:
Website:
Yorum:

Diğer YazılarAna Sayfa

Çanakkale Savaşını Anlatan Fotoğraflar

Çanakkale Savaşını Anlatan Fotoğraflar(0)

Çanakkale Savaşını her yönü  ile anlatan en güzel resimler 1915-16 yılları arasında gerçekleşen ve tarihimizdeki en şanlı zaferlerden biri olan Çanakkale savaşına ait tarihi fotoğraflar:

Necmeddin İmad Kimdir Kısaca Hayatı

Necmeddin İmad Kimdir Kısaca Hayatı(0)

Evliyalardan Necmeddin İmad Kimdir Necmeddin İmad On ikinci ve on üçüncü asırlarda Anadolu’da yaşayan velîlerden. Kayseri’de yaşamış olan Necmeddîn İmâd hazretlerinin hayâtıyla ilgili ayrıntılı bilgi yoktur. Necmeddin İmad Ancak Halvetiyye yolu ileri gelenlerinden olduğu ve 1224 (H.621) senesinde Kayseri’de vefât ettiği bilinmektedir. Kabri Kayseri’nin KalenderhâneSerçeoğlu mahallesinde ve HüseyinBey Hamamı karşısında olup, ziyâret edilmektedir.

Derimiz Suyun Altında Neden Büzüşür?

Derimiz Suyun Altında Neden Büzüşür?(0)

Derimiz Neden Suyun Altında Büzüşür? İnsan vücudu neredeyse su geçirmezdir. Vücudumuz sebum adında su geçirmez bir yağ ve mum karışımı üretir. En fazla sebum kafa derisi ve yüzümüzün üstünde bulunur.Bu yüzden en çok bu bölgeler yağlanır. Avuç içlerimizde ve özellikle ayaklarımızın altında sebum maddesinden fazla olmadığı için daha az su geçirmezlerdir. Küvet yada havuzda uzun

Pir Murad Baba Kimdir Kısaca Hayatı

Pir Murad Baba Kimdir Kısaca Hayatı(0)

Pir Murad Baba Kimdir ? Doğum yılı : 1915, vefatı: 11.11.2009 Annesi Güllü H tûn; Samsun’da medfun. Babası, Ömer Baba; Köy kabristanında. Pir Baba Hazretleri’nin hayatını sürdürdüğü yer; Gümüşhane ilinin Kelkit-Köse İlçesi’ne bağlı, eski ismi Şurut olan bugünkü adıyla Kabaktepe olarak bilinen köy, tarihte Seyyid Ahmed Baba ÇAĞIRGAN Hazretleri adına kaydedilmiş, bir vakıf köyüdür. Kabaktepe

Muhammed Ömer Kimdir Kısaca Hayatı

Muhammed Ömer Kimdir Kısaca Hayatı(0)

Muhammed Ömerin Hayatı Hakkında Bilgiler Molla Muhammed Ömer 1996′da Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesiyle Afganistan’ın büyük bir kısmı tarafından devlet başkanı olarak tanınan; ama uluslararası alanda Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler üyesi birçok ülke tarafından devlet başkanlığı tanınmayan Afganistan eski devlet başkanı. Taliban’ın lideri.

Devamı
















Sponsors



İletişim

Sosyal networks

Gözde Kategoriler

Gizlilik Bildirimi © 1997-2013 odin.net Tüm hakları saklıdır. Site Haritası