Yeni Türkiye bu numarayı yer mi?
DYP lideri Mehmet Ağar’la, ANAP lideri Erkan Mumcu 27 Nisan e-muhtırasının ardından nasıl oldu da aynaya dönüp baktıklarında kendilerini bile tanımayacak hale geldiler?
İşte bu yazı bu kritik noktaya ışık tutmaktadır.
Dahası, türban tartışmalarının sürüp gittiği şu günlerde, kameralar karşısına geçip Anadolu insanını yürekten yaralayan sözler sarf eden insanların ruh dünyasını analiz etmemize yardımcı olmaktadır.
Bakın aşağıda vereceğimiz iki örnek, 300 yıldır ülkemizde yaşanan sıkıntıların kaynağını deyim yerindeyse tam da
Tanzimat’ın ilanında ve uygulanmasında önemli rol oynayan, 6 kez Sadrazamlık, Dışişleri Bakanlığı, birden fazla kez Paris ve Londra Elçiliği yapan Osmanlı’nın kudretli devlet adamı Mustafa Reşit Paşa’yı biliyorsunuz.
İşte bu Reşit Paşa, Sadrazam olduğu güne kadar bir defa bile olsun Anadolu’ya çıkmamış, daima sarayda bulunmuş. Bir gün devleti huzursuz eden ve giderek büyüyen bir iç sorun nedeniyle Padişahın emri üzerine beraberinde Zarif Paşa olduğu halde İstanbul’dan yola çıkmak zorunda kalır.
Ayağı çıplak, üstü başı perişan kadın-çocuk, dağ, taş, nehirler görerek ilerlerken, her defasında taaccüple (mahcubiyetle) bazı sorular sorar, “Bu dağlar, bu ormanlar da padişahımızın mı? Zat-ı şahanenin mülkü amma da çokmuş ha!” der. “Evet, ta Basra’ya, Yemen’e dek padişahımızındır” cevabı karşısında da, “Bu kadar yer varken, daha ilerisi nemize lazım” der sıkıntıdan oflayarak.
Gerek yıllar yılı bu ülkeyi yönetenleri, aydın sıfatıyla ortalıkta arzı endam edenleri ve ülkenin köşe başlarını tutanları düşünürken, gerekse de dün, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Prof. Türkan Saylan’ın “Biz bu memleketin asli unsuruyuz, bize rağmen bu ülkede hiçbir değişiklik yapılamaz” sözlerini dinlerken, nedense aklıma, “İstanbul’da oturup gitmek varken, daha ilerisi nemize lazım” diyen ve Anadolu’yu bir çırpıda silmeyi göze alan Mustafa Reşit Paşa geldi.
Anadolu insanını bu kadar hiçleştirmiş, görmezden gelmiş bu hoyrat zihniyet koca bir Osmanlıyı kaybettirdi bize. Emin olun, bu defa Anadolu insanı uyandı. Zorluklarla büyük bedel ödeyerek sahip olduğu Cumhuriyeti kaptırmaya, devlet millet kaynaşmasının örselenmesine göz yummaya ve Anadolu insanına parya muamelesi yapılmasına ve değerlerinin aşağılanmasına bu defa asla niyeti yok görünüyor.
Aynı numara tutmaz…
İki hafta önce “Siz hiç pireden ilham aldınız mı?” başlıklı bir yazı kaleme almıştık. Bir okuyucumuz bahsi geçen yazının vermeye çalıştığı mesajı tamamlamak üzere bir başka anekdot göndermiş bize. Yaptığım kısa bir araştırmada aşağıda yer vereceğim anekdotun çok yerde zikredildiğini görsem de, ben ilk defa okumuş olduğumdan fevkalade cezp etti beni. Şimdi önce ona yer verelim, ardından konunun günümüzde yaşananlarla ve yazı başlığıyla olan irtibatına temas edelim.
Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur ve tepesine de iple muz asılır. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır. Her bir maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır.
Her maymun bir defa dener bunu. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Üstelik buz gibi soğuk su sadece merdivene koşana değil, diğerlerinin de üstüne sıkılmaktadır. Bir süre sonra hangi maymun muzlara doğru hareketlenmek istese, onu diğer maymunlar engellemeye başlar. Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur. İlk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için
merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buz gibi soğuk suyla ıslanmamak için buna
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymun olur.
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır. Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Ama tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır. Üstelik kafese sonradan konulan beş yeni maymun, kafesteki ilk beş maymun gibi soğuk suyla ıslatılmamaktadır. Muza ulaşmalarına için görünüşte bir mani yoktur ama birbirlerini engellemektedirler.
İşte ülke siyasetinin görüntüsü…
Gelelim buradan çıkarılacak derse…
Son 1 yıldır en çok hangi merhum siyasetçiyi andı bu ülke… Tabi ki Menderes’i…
Dün akşam yine haberlere bakıyorum, başörtüsüyle ilgili düzenlemeye şiddetle karşı çıkanlar, sürekli Menderes’in akıbetini hatırlatıyorlar Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’ye…
Teşbihte hata olmaz sözünden cesaret olarak şunu söyleyelim… Yani, daha önce soğuk suyla ıslatılmış olanlar, “aman dikkat” diyorlar… Ne dedi yılların siyasetçisi Mesut Yılmaz, “Bu yol çıkmaz sokak…” Pekâlâ, neden? O da ıslatılmış çünkü… Birileri paçasından tutup aşağıya çekiştirmiş.
Çok özür diliyorum, artık maymunun gözü açıldı. Son 2 haftadır AKP ve MHP’nin grup toplantılarını dikkatle takip ediyorum, her iki lider de yıllar yılı topluma ve siyaset kurumuna karşı yürütülen psikolojik savaşın şifresini çözmüş gibi cesur hareket ediyorlar. Bu iki partiye bu girişiminden dolayı saldıranlar ise, yılları yılı ıslatılmış, sindirilmiş, “aman ha” diye gözü korkutulmuş olanlar. Korku cumhuriyeti gibi, herkes bir heyuladan birbirini korkutuyor.
Akademisyenler, özgürlük bildirisinin altını imzalarken, “akıbet kaygısı” yaşamıyorlar. “Islatırlar mı acaba, bedeli ne olur?” diye düşünmüyorlar artık. İşte gerçek sine-i millete dönüş bu… Millet bu… Millet iradenin tecellisi bu… Bakın, alınan kararlar kimi zaman yanlış olabilir, düzeltirsiniz… Ama düzeltme fırsatı vermemek, denemelerine bile göz yummamak, Meclis iradesine hakaret etmek ne demek?
Yine çok özür diliyorum, 27 Nisan bildirisi sonrası her nasıl olduysa Sayın Ağar ve Mumcu’ya birileri kafese sonradan giren maymun muamelesi yaptılar. Ağar ve Mumcu daha ne olduğunu bile anlayamadan paket muamelesi çekildi kendilerine ve milletin sesini dinlemekten öte kulislerin fısıltılarına kurban edildiler. Hatırlarsanız, daha sonra Demokrat Parti adını alan partinin son kongresinde Sayın Ağar veda konuşması yaparken, 27 Nisan bildirisinin her şeyi alt üst ettiği söyledi ve bir özeleştiri yaptı.
Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’yi, tüm tahriklere rağmen Meclis iradesine saygı gösterme duruşu sergileyen TSK’yı ve milletin sesine kulak vererek kalıplaşmış endişeleri yıkan akademisyenleri tebrik ediyoruz.
Şubat 06 2008 11:47 am | Gündem
Yorum Yapabilirsiniz
Sen, olmalısın Giriş Bir Yorum Yaz.