Arşiv için Kasım, 2008

Zilhicce’nin mübarek ilk on günü

Kasım 29th, 2008 -- Posted in Oruç | No Comments »

Ramazanın yarısından sonra başlayan ayrılık hüznü, Kadir Gecesi’nden sonra artar ve son teravih-son oruçla birlikte zirveye çıkar. Artık rahmet ve mağfiret ayı bitmekte, bire bin verilen geceler veda etmektedir. Maneviyata duyarlı nice mü’min gözyaşı döker, hatta bayramı buruk geçirir.

Şevval ayında tutulan altı oruç acılı yüreklerimizi bir derece teskin eder. Sanki Ramazan’ın küçük bir uzantısını yaşarız. Kurban Bayramı’ndan önceki Zilhicce’nin ilk on günü ise, Ramazandaki bol sevaplı ve çok feyizli ibadetlerden ayrılan mahzun gönüllerimize âdeta bir “teselli armağanı”dır. “Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…” ya da “Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…” diye yanan gönüllerimize muhteşem bir fırsattır bu on gece.

Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Yani her senenin Kurban Bayramından önceki ilk dokuz günü ve Kurban bayramı günü olmak üzere tam “on gün”

Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır

Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:

“Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.

Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin continue reading »

İNŞALLAH’ın manası nedir?

Kasım 29th, 2008 -- Posted in FIKIH | No Comments »

İNŞALLAH

“Allah dilerse” anlamında bir dua cümlesi. Herhangi bir şey hususunda “İnşallah” demek, işi Allah’ın iradesine bırakmak manasını taşır. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Herhangi bir şey için Allah’ın dilemesi dışında, ben onu yarın yapacağım deme” (el-Kehf, 18/23, 24). Bu, Allah tarafından Peygamberimize bir öğüt ve öğretidir. İleride yapılması planlanan işler için inşallah denilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Çünkü insanın azim ve iradesi bir şeyin meydana gelmesi için yeterli değildir. “Hiç bu kimse yarın ne kazanacağını bilemez ” (Lokmân, 31/32).

Her şey Allah’ın dilemesiyle olur. Öyle ise gelecekte bir şeyi yapmaya azmederken, inşallah, “Allah dilerse” diyerek işi Allah’ın iradesine bağlamak İslâmî edeptendir. Yukarıdaki ayet-i kerime bunu ifade etmektedir.

“İnşallah” sözü akit ifade eden sözlere bitişik olarak söylenirse, akdin hükmünü ortadan kaldırır, akit gerçekleşmez. Meselâ bir şey satın alan kimse “inşallah aldım” dese, akit gerçekleşmiş olmaz. Bu nedenle bir kimse: “İnşallah yarın şu işi yaparım” deyip de yapamazsa bundan sorumlu olmaz.

İman konusunda bir müminin; “İnşallah ben müminim demesi caiz değildir. Çünkü iman konusunda “İnşallah”, şüpheyi gerektirir veya şüphe ihtimali olduğunu ifade eder. Bu ise caiz değildir. Hayatta olan bir kimsenin “İnşallah ben canlıyım” demesi buna benzer. Bunun yanında İmam Şâfiî’ye göre bir kimsenin “İnşallah ben müminim” demesi caizdir (es-Sâbunî, el-Bidâye, nşr. Bekir Topaloğlu, s. 90)

Şâmil İA

Halife Yezid’i niçin lanetlemediler?

Kasım 27th, 2008 -- Posted in Gündem | No Comments »

Alevîlerin ve Alevîliği kullananların dile getirdikleri talepleri imkan, insan hakları ve demokrasi açısından değerlendirmek üzere birkaç yazı kaleme almak istiyorum. Bu taleplerin yeni olmadığını hatırlatmak üzere de başlangıç olarak bir yıl önce yayımlanan “Alevîler, cemevi ve cami” başlıklı bir yazımı tekrar sunuyorum:

Bazı solcu ve ateistlerin, Alevî olmadıkları halde böyle görünüp Alevîliği İslam dışı, başka bir din veya inanç sistemi olarak göstermek, bilgisi yeterli olmayanları buna inandırmak için çaba gösterdiklerini biliyoruz. Ama Alevîlerin kahir çoğunluğunun buna katılmadıklarını, kendilerini Müslüman olarak bildiklerini, Alevîliği İslam’ın bir farklı yorumu olarak telakki ettiklerini de biliyoruz ve biz de böyle olduğuna inanıyoruz. Alevîlik tarihinin bazı dönemlerinde başka din ve mezheplerden etkilenmiş olsa bile bugün “Allah’ı, Muhammed’i ve Ali’si” olan Alevîliği İslam dışı gösterme gayretleri boşunadır ve tutmayacaktır.

Alevîlerin camilere gelmek ve orada ibadet etmek istemediklerine dair iddiayı genellemek doğru değildir. Birçok Alevî Müslüman hem cem evine gider, hem de camiye gider. İçlerinden camiye gitmek istemeyen ve cemevine devam etmek isteyenler varsa -ki, var oldukları anlaşılıyor- onlara da kimse mani olmamalıdır.

Ben Alevîlikle ilgili kaynakları gözden geçirdiğimde onun, bir mezhepten ziyade bir tasavvuf okulu, bir tarikat olduğu sonucuna varıyorum. Buna göre de cemevlerinin tekke mahiyetinde yerler olduğunu düşünüyorum. continue reading »

20 Hacımız Kutsal Topraklar’da Rablerine Kavuştu

Kasım 26th, 2008 -- Posted in Gündem | No Comments »

Edinilen bilgiye gore, hac ibadetini gerçekleştirmek üzere 30 Ekim’den bu yana Suudi Arabistan’a giden hacı adaylarından 9’u Mekke’de, 11’i ise Medine’de yaşamını yitirdi. Bir kişinin trafik kazası sonucu diğerlerinin ise çeşitli sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybettiği bildirildi.

Mekke’de hayatını kaybeden hacı adaylarının cenazesi, kılınan cenaze namazının ardından Şerai bölgesinde toprağa verildi. Medine’de vefat eden hacı adaylarının cenazeleri ise Mescid-i Nebevi’de kılınan namazdan sonra Cennet-ül Baki’de defnedildi.

Mekke’de yaşamını yitiren hacı adaylarının isimleri ve geldikleri şehirler şöyle:

Samsun’dan Fatma Dikkollu (60), Mustafa Soba (56),
Diyarbakır’dan Abdülbari Hocaoğlu (82),
Karaman’dan Selfinaz Yalnız (74),
Malatya’dan Memet Akın (68),
Gaziantep’ten Fatma Kurt (64), Hatice Mendilli (74),
Yozgat’tan Saadettin Akdaş (59) ve
Kütahya’dan Hüseyin Yumuşak (46)” olarak belirlendi.

Medine’de hayatını kaybeden hacı adaylarının isimleri ise şöyle: continue reading »

Diyanet’ten Kur’an’da imla devrimi

Kasım 23rd, 2008 -- Posted in Kuran-ı Kerim | No Comments »

Diyanet sessiz sedasız önemli bir devrime imza attı. Artık, Kur’an-ı Kerim’lerde diğer İslam ülkelerinin de kabul ettiği Resmi Osmaniye imlası kullanılacak.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen bir toplantıda Kur’an-ı Kerim’lerde kullandığımız Aliyyül Kari imlasıdan, diğer İslam ülkelerinin kullandığı Resmi Osmaniye imlasına geçme kararı alındı. Böylece diğer İslam ülkeleri ile aramızda anlaşmazlığa ve ülkemizden giden Kur’an-ı Kerimlerin kabul görmeyip geri gönderilmesine neden olan bu farklılık ortadan kalkacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı, geçtiğimiz günlerde Mushafları İnceleme Kurulu öncülüğünde gözlerden uzak ve basına kapalı bir toplantı düzenledi. Cumhuriyet tarihinde ilk kez tartışılacak önemli konuların ele alınacağı toplantıya konuklar özel olarak çağırıldı. Toplantıda Osmanlı Mushaflarında kullanılan Aliyyül Kari imlasından, diğer İslam ülkelerinde kullanılan ve Resmi Osmaniye adıyla bilinen Hz. Osman’ın Kuranlarındaki imlaya geçilip geçilmemesi, bilgisayar hattıyla Kur’an yazımının herhangi bir sakınca oluşturup oluşturmadığı ve “Renkli Kur’an”lar gibi çok önemli ve hassas konular masaya yatırılacaktı. Toplantının konuları kadar konukları da ağırdı: İSAM’da yapılan toplantıda Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, Diyanet İşleri eski başkanlarından Dr. Süleyman Ateş ve Dr. Tayyar Altıkulaç, İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Mushafları İnceleme Kurulu Başkanı Osman Demirhan, ünlü hattatlar ve Kur’an basan yayınevleri yerlerini aldı. continue reading »

Sadece kelime-i şahadet yeter mi?

Kasım 23rd, 2008 -- Posted in Makaleler | No Comments »


Kelime-i şahadet getiren herkesi Müslüman kabul ederiz. Bunu belgelemek için de nüfus kimliğimizde “Dini” hanesine “İslam” yazdırırız.

Peki, bunlar yeterli midir Müslüman sayılmak için? Evet, yeterlidir, yeterlidir de gerçek ve sadık bir mümin sayılabilmek için başka şeyler de gerekir.

İşte bu yazıda Kuran-ı Kerim penceresinden müminin bazı özelliklerini sayacağız. Ta ki kendisini terazinin bir kefesine, Kuran’ın kurallarını da diğer kefeye koyup değerlendirebilsin. Başkasının onayına gerek kalmadan “ahlak ve tavırlar” açısından nasıl bir mümin olduğumuza kendimiz şahadet etmiş oluruz böylece.

* * *

1- Müslüman affetmeyi sever. Öfkesine hákim olur. Öfkesini yutar. İnsanların kabahatini görmezden gelir (Ali İmran, 134). Bu tavrıyla da Yüce Allah’ın mağfiretini arzular (Nur, 22).

2- Müslüman boş sözden ve hareketlerden uzak kalır. Doğru olan da bu değil mi? Dünya ve ahirette fayda sağlamayacak söz, tavır ve hareketlerin ne faydası olabilir ki (Müminun, 3).

3- Müslüman, cahillerin sataşmasına muhatap olunca selam selametle der ve geçer (Furkan, 63). Cevap vermeye yeltenmez, sataşmalardan etkilenmez. Potaya girmez.

4- Müslüman, Allah’a verdiği sözünde durur (Azhab, 23). Gayrimüslimle bile bir anlaşma yaparsa anlaşmasına ihanet etmez. Sözüne ve ahdinde sadıktır.

5- Müslüman, ölçülü bir sesle konuşur. Alçak bir sesle hitap eder. Vakur insana yakışan bir hitapla hitabede bulunur (Lokman, 19) continue reading »

Next »

XML-Sitemap