Haziran 23rd, 2008 -- Posted in Gündem |
İngiliz Prospect ve ABD’li Foreign Policy dergilerinin düzenleği ‘Dünyanın en büyük 100 entellektüeli’ anketinde, Fethullah Gülen birinci ilan edildi.

İngiliz Foreign Policy ve Prospect dergisinin ortaklaşa düzenlediği en büyük 100 entelektüel anketinde Fethullah Gülen “Dünyanın bir numaralı entellektüeli” oldu. Nobel ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk da 4′üncü sıraya yerleşti. Zaten ilk 10′a İslam dünyasıdan genellikle rejim muhalifleri girdi. 10′uncu sırada, İranlı rejimi muhalifi, yazar Şirin Ebadi yer aldı.
İngiliz The Guardian gazetesi, Fethullah Gülen’in söz konusu ankette “dünyanın birincisi” seçilmesine dikkat çektiği haberinde, Gülen’in birinci seçilmesinin ankete yandaşlarının yoğun bir biçimde katılmasına bağlandığını belirtirken Prospect dergisin editörü David Goohart da, daha önce Gülen adını duymadığını kabul ederken, Gülen destekçilerinin anketle alay ettiklerini öne sürdü.
Haberde, “Gülen’le müttefik olan AKP’nin kapatma davsı ile karşı karşıya olduğu ve İslami düzen getirmekle suçlandığı” belirtildi.
continue reading »
Haziran 21st, 2008 -- Posted in Risali-e nur |

Said Nursi, insanlar kadar hayvanlara karşı da merhametli idi. ‘7 kertenkele öldürmek bir hac sevabı’ düşüncesiyle bir kertenkele öldüren öğrencisine bakın ne yaptı?
Bediüzzaman ve 7 kertenkeleye hac sevabı
Bediüzzaman Said Nursi, insanlara olduğu kadar hayvanlara da merhametli idi. Hayvanlara karşı yapılan kötü muameleyi affetmezdi. Bir kertenkele olayı var ki bu yaklaşımını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Bediüzzaman Said Nursi, 1922-1923 yıllarında 10 ay kadar Ankara’da kaldı. Ne var ki yöneticilerin dine karşı lakaytlığını gördükten sonra umduğunu bulamadı ve Van’a gitti. Van’da kendini bütünüyle dini ilimlere ve ibadete verdi.
Bediüzzaman, insanlara olduğu kadar hayvanlara da son derece merhametli idi. Öğrencilerinin hayvanlara karşı olumsuz tavırlarını gördüğünde ya da duyduğunda çok üzülürdü ve onları ikaz ederdi.
Öğrencilerinden birisi bir gün bir kertenkele görür ve…. Gelin gerisini Molla Resul’den dinleyelim:
“Üstad, bir gün bize ‘Ben tesbihat ve dua ile meşgul olacağım’. Siz gidin biraz gezin” demişti.
Bu gezinti sırasında bir taşın üstünde bir kertenkeleyi vurup öldürmüştüm. Dönüşte Üstad, ne yaptığımızı, nerelere gittiğimizi sordu. Ben de gezdiğimiz yerleri anlattım. Sonra da bir kertenkeleyi öldürdüğümü söyleyince Üstad çok üzüldü. Bana dönerek,
“Evini harap etmişsin” dedi.
Ben de “Bizde 7 kertenkele öldürenin bir hac sevabı kazanacağını söylerler” dedim.
Bu defa Üstad, “Otur da konuşalım, kim haklı, kim haksız?”
“O hayvan sana saldırdı mı?”
“Hayır”
“Elinden bir şeyini aldı mı?”
“Hayır”
“O hayvanın rızkını sen mi veriyorsun?”
“Hayır”
“Senin mülkünde mi, arazinde mi geziyordu?”
“Hayır”
“O hayvanı sen mi yarattın?”
“Hayır”
“Bu hayvanların niçin yaratıldığını biliyor musun?”
“Hayır”
Bu hayvanı yaratan Allah, senin öldürmen için mi yarattı? Sana kim öldür dedi? Bu hayvanların yaratılışında binlerce fayda ve hikmet var. Onu öldürmekle hata etmişsin.”
Haziran 15th, 2008 -- Posted in Dini Hikayeler |
Hz.Süleyman bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da, Bir buğday tanesi yerim diye
cevap verir. Cevabın doğruluğunu kontrol etmek isteyen Hz.Süleyman (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyar ve hava alacak şekilde şişeyi kapatır.
Sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Hz.Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da, “Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O’na güvenerek bir buğday tanesini yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi.
Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden yarısını bıraktım der.”
Rızkı veren Allah’tır… ve dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamıştır. |
Haziran 10th, 2008 -- Posted in Risali-e nur |
Su deyince aklımıza hemen ne gelir? Elbette berrak bir mai diyeceksiniz. Elbette ama bu avami bir düşünce olur. Su deyince akla hemen şu Hadis-i şerif gelmez mi: Allah’ın arşı su üzerinde idi. Elbette diyenler çıkacaktır içinizden. Nasıl da akıl edemedik diyenler de.. Olsun akıl etmek etmemek mühim değil. Şimdi sadede geldik ya.
Evet su…
Hayat kaynağı varlık. Küre-i arzın üçte ikisini kaplayan mai… continue reading »
Haziran 10th, 2008 -- Posted in Risali-e nur |
1- Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba’-ı Kur’andır.
2- Azametli bahtsız bir kıt’anın, şanlı tali’siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.
3- Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira herşey, herşeyle bağlıdır.
4- Haşirde bütün zevi-l ervahın ihyası; mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihya ve inşasından kudrete daha ağır olamaz. Zira kudret-i ezeliye zâtiyedir; tegayyür edemez, acz tahallül edemez, avaik tedahül edemez. Onda meratib olamaz, herşey ona nisbeten birdir.
5- Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş’i dahi o halketmiştir.
6- Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.
7- Kâinatın te’lifinde öyle bir i’caz var ki; bütün esbab-ı tabiiye farz-ı muhal olarak muktedir birer fâil-i muhtar olsalar, yine kemal-i acz ile o i’caza karşı secde ederek SUBHANEKE LA KUDRETE LENA İNNEKE ENTEL AZİZÜL HAKİM diyeceklerdir.
8- Esbaba tesir-i hakikî verilmemiş, vahdet ve celal öyle ister. Lâkin mülk cihetinde esbab dest-i kudrete perde olmuştur, izzet ve azamet öyle ister. Tâ nazar-ı zahirde, dest-i kudret mülk cihetindeki umûr-u hasise ile mübaşir görülmesin.
9- Mahall-i taalluk-u kudret olan herşeydeki melekûtiyet ciheti şeffaftır, nezihtir.
10- Âlem-i şehadet, avalim-ül guyub üstünde tenteneli bir perdedir.
11- Bir noktayı tam yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira şu kitab-ı kebir-i kâinatın herbir harfinin, bahusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü vardır.
12- Meşhurdur ki: Hilâl-i îde bakarlardı. Kimse birşey görmedi. İhtiyar bir zât yemin ederek “Hilâli gördüm.” dedi. Halbuki gördüğü hilâl değil, kirpiğinin tekavvüs etmiş beyaz bir kılı idi. O kıl nerede? Kamer nerede? Harekât-ı zerrat nerede? Fâil-i teşkil-i enva’ nerede?
13- Tabiat, misalî bir matbaadır, tâbi’ değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fâil değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.
14- Fıtrat-ı zîşuur olan vicdandaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı cazibedarın cezbesiyledir.
15- Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelan-ı nümuvv der: “Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim.” Doğru söyler. Yumurtada bir meyelan-ı hayat var. Der: “Piliç olacağım.” Biiznillah olur. Doğru söyler. Bir avuç su, meyelan-ı incimad ile der: “Fazla yer tutacağım.” Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelanlar, iradeden gelen evamir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir.
16- Karıncayı emirsiz, arıyı ya’subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz. Âlem-i şehadetteki insanlara inşikak-ı Kamer, bir mu’cize-i Ahmediye (A.S.M.) olduğu gibi, mi’rac dahi âlem-i melekûttaki melaike ve ruhaniyata karşı bir mu’cize-i kübra-yı Ahmediyedir ki; nübüvvetinin velayeti bu keramet-i bahire ile isbat edilmiştir ve o parlak zât, berk ve Kamer gibi melekûtta şu’le-feşan olmuştur.
17- Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirine şahiddir. Birincisi ikincisine bürhan-ı limmîdir; ikincisi birincisine bürhan-ı innîdir.
18- Hayat, kesrette bir çeşit tecelli-i vahdettir. Onun için ittihada sevkeder. Hayat, bir şeyi herşeye mâlik eder.
19- Ruh, bir kanun-u zîvücud-u haricîdir, bir namus-u zîşuurdur. Sabit ve daim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş, kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir. Bir seyyale-i latifeyi o cevhere sadef etmiştir. Mevcud ruh, makul kanunun kardeşidir. İkisi hem daimî, hem âlem-i emirden gelmişlerdir. Şayet nevilerdeki kanunlara kudret-i ezeliye bir vücud-u haricî giydirseydi, ruh olurdu. Eğer ruh, vücudu çıkarsa, şuuru başından indirse, yine lâyemut bir kanun olurdu.
20- Ziya ile mevcudat görünür, hayat ile mevcudatın varlığı bilinir. Herbirisi birer keşşaftır.
21- Nasraniyet, ya intifa veya ıstıfa edip İslâmiyet’e karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmağa hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyetin esasını câmi’ olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır.
İşte bu sırr-ı azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: “Hazret-i İsa nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir.”
22- Cumhur-u avamı, bürhandan ziyade, me’hazdaki kudsiyet imtisale sevkeder.
23- Şeriatın yüzde doksanı -zaruriyat ve müsellemat-ı diniye- birer elmas sütundur. Mesail-i içtihadiye-i hilafiye, yüzde ondur. Doksan elmas sütun, on altunun himayesine verilmez. Kitablar ve içtihadlar Kur’ana dûrbîn olmalı, âyine olmalı; gölge ve vekil olmamalı!
24- Her müstaid; nefsi için içtihad edebilir, teşri’ edemez.
25- Bir fikre davet, cumhur-u ülemanın kabulüne vâbestedir. Yoksa davet bid’attır, reddedilir.
26- İnsan fıtraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazan bâtıl eline gelir; hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız dalalet başına düşer; hakikat zannederek kafasına giydiriyor.
27- Birbirinden eşeff ve eltaf, kudretin çok âyineleri vardır; sudan havaya, havadan esîre, esîrden âlem-i misale, âlem-i misalden âlem-i ervaha, hattâ zamana, fikre tenevvü’ ediyor. Hava âyinesinde bir kelime milyonlar kelimat olur. Kalem-i kudret, şu sırr-ı tenasülü pek acib istinsah ediyor. İn’ikas, ya hüviyeti veya hüviyetle mahiyeti tutar. Kesifin timsalleri birer meyyit-i müteharriktir. Bir ruh-u nuranînin kendi âyinelerinde olan timsalleri, birer hayy-ı murtabıttır; aynı olmasa da, gayrı da değildir.
28- Şems hareket-i mihveriyesiyle silkinse, meyveleri düşmez; silkinmezse, yemişleri olan seyyarat düşüp dağılacaktır.
29- Nur-u fikir, ziya-yı kalb ile ışıklanıp mezcolmazsa, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzii (Haşiye) leyle-i süveyda ile mezcolmazsa basarsız olduğu gibi, fikret-i beyzada süveyda-i kalb bulunmazsa, basiretsizdir.
(Haşiye): Meali: Gözün gündüze benzeyen beyazı, geceye benzeyen siyahlığıyla beraber olmazsa; göz, göz olmaz.
30- İlimde iz’an-ı kalb olmazsa, cehildir. İltizam başka, itikad başkadır.
31- Bâtıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlâldir.
32- Âlim-i mürşid, koyun olmalı; kuş olmamalı. Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir.
33- Bir şey’in vücudu, bütün eczasının vücuduna vâbestedir. Ademi ise, bir cüz’ünün ademiyle olduğundan; zaîf adam, iktidarını göstermek için tahrib tarafdarı oluyor, müsbet yerine menfîce hareket ediyor.
34- Desatir-i hikmet, nevamis-i hükûmetle; kavanin-i hak, revabıt-ı kuvvetle imtizac etmezse cumhur-u avamda müsmir olamaz.
35- Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; cihada bagy ismi takılmış, esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.
36- Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardır.
37- Aç canavara karşı tahabbüb; merhametini değil, iştihasını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister.
38- Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil.
39- Dünyaca havas tanınan insanlardaki meziyet, sebeb-i tevazu’ ve mahviyet iken; tahakküm ve tekebbüre sebeb olmuştur. Fukaranın aczi, avamın fakrı sebeb-i merhamet ve ihsan iken; esaret ve mahkûmiyetlerine müncer olmuştur.
40- Bir şeyde mehasin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş ederler; seyyiat olsa, avama taksim ederler.
41- Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse; ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.
42- Bütün ihtilalat ve fesadın asıl madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menba’ı tek iki kelimedir: continue reading »
Haziran 8th, 2008 -- Posted in Şiirler |
Faniyim fani olanı istemem.
Aczim aciz olanı istemem.
Ruhumu Rahmana teslim eyledim gayri istemem.
İsterim fakat bir yarı baki isterim.
Zerreyim fakat bir şemsi sermet isterim.
Hiç ender hiçim fakat bu mevcudatı umumen isterim.
Bediüzzaman
Üstad Said-i Nursi