HZ. MEHDİ ORTAYA ÇIKTIĞINDA NEDEN TANINMAYACAKTIR?
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), müminleri Hz. Mehdi’nin geliÅŸiyle müjdelemiÅŸ ve bu mübarek ÅŸahıs ortaya çıktığında tüm Müslümanların kendisine katılması gerektiÄŸini bildirmiÅŸtir:
Ey insanlar, muhakkak Allah-u Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiÅŸ ve size ümmet-i Muhammed’in en hayırlısı olan ve Mekke’de bulunan ismi Ahmet, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi’yi reis kılmıştır, ona katılınız.
Ancak buna rağmen insanların büyük çoğunluğu bu kutlu şahsı ilk ortaya çıkışında tanıyamayacaktır. Hatta kimileri de tam tersi bir düşünceye kapılacak, ona destek olmaktan kaçınacak, ondan uzak duracak ve ona karşı olumsuz bir faaliyet içerisine gireceklerdir.
Tüm Müslümanların asırlardır büyük bir heyecanla bekledikleri bu mübarek insanın tanınmamasının ise pek çok sebebi olacaktır. Peygamberimiz (sav)’in hadisleri ve İslam alimlerinin açıklamaları doÄŸrultusunda bu sebeplerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Hz. Mehdi’nin Haksızlığa ve İftiraya UÄŸraması Tanınmasını Engelleyecektir
Kuran’da, Allah’ın elçilerinin ve onlar gibi, insanları din ahlakına uymaya davet eden salih kiÅŸilerin menfaatperestlik, delilik, kendini beÄŸenmiÅŸlik, büyücülük gibi türlü iftiralarla itham edildikleri haber verilmektedir. Ancak salih Müslümanlar kendilerine yöneltilen iftiraları her zaman örnek bir sabır ve tevekkülle karşılamış, inkarcıların tüm baskılarına raÄŸmen Allah’ın emrettiÄŸi ahlakı yaÅŸamaya ve insanları doÄŸru yola davet etmeye devam etmiÅŸlerdir. Kuran ayetlerinde elçilerin karşılaÅŸtıkları bu durumu anlatan örneklerden bazıları şöyledir:
Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeye görsün, mutlaka onunla alay ederlerdi . (Yasin Suresi, 30)
Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmiÅŸti. Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “(Bu,) ÖğretilmiÅŸtir, bir delidir .” (Duhan Suresi, 13-14)
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: ” Büyücü ve cinlenmiÅŸ ” demiÅŸlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, ‘azgın ve taÅŸkın (taÄŸiy)’ bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)
Hani Musa, kavmine demiÅŸti ki: “Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah’tan gönderilmiÅŸ bir elçi olduÄŸumu bildiÄŸiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz? ” İşte onlar eÄŸrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eÄŸriltip saptırmış oldu. Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez. (Saff Suresi, 5)
Ayetlerde bildirildiÄŸi gibi, insanların bir kısmı açık deliller ve mucizeler görmelerine raÄŸmen, kendilerini Allah’a iman etmeye davet eden elçilerden yüz çevirmiÅŸ ve onlara karşı cephe almışlardır. Kuran’da geçmiÅŸ toplumların karşı karşıya kaldıkları bu durumun Allah’ın bir adetullahı olduÄŸu belirtilmiÅŸ; tüm Müslümanların benzeri zorluklarla denenebilecekleri, çeÅŸitli iftiralara uÄŸrayabilecekleri, Kuran ahlakından uzaklaÅŸmaları için manevi baskı görebilecekleri haber verilmiÅŸtir. Allah bu gerçeÄŸi, “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceÄŸinizi mi sandınız?…” (Bakara Suresi, 214) ayetiyle bizlere bildirmiÅŸtir. Bir baÅŸka Kuran ayetinde ise müminlerin inkar edenlerden çeÅŸitli baskılar görecekleri şöyle açıklanmaktadır:
Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i İmran Suresi, 186)
Ve yine Kuran’da bildirilen adetullah gereÄŸi, müminlerin aleyhine kurulan her tuzak en başından bozulmuÅŸ, atılan her iftira da boÅŸa çıkmış olarak yaratılmıştır. Allah Kuran’da, inkar edenlerin bu giriÅŸimlerinin daima müminlerin lehinde sonuçlanacağını haber vermiÅŸtir. Ahirette ise Allah, elçilerine ve salih kullarına haksız yere eziyet eden bu kimseler için aÅŸağılatıcı bir azap olduÄŸunu bildirmiÅŸtir:
Gerçek ÅŸu ki, Allah’a ve elçisine eziyet edenler; Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiÅŸ ve onlar için aÅŸağılatıcı bir azap hazırlanmıştır. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmiÅŸlerdir. (Ahzab Suresi, 57-58)
İnkar edenler ve müşrikler, elçilerin tebliÄŸ ettikleri hak dinin yıllardır devam ettirdikleri kendi yerleÅŸik menfaat düzenlerine zarar vereceÄŸini düşünerek, salih müminleri kendilerine düşman edinmiÅŸlerdir. Bu, insanların Allah’a iman etmelerini engelleyebilmek ve elçilerin tebliÄŸlerini geçersiz kılabilmek amacıyla inkar edenlerin yüzyıllardır uyguladıkları bir yöntemdir. Peygamber Efendimiz (sav) de hadislerinde, kendisinden sonra gelecek tüm elçilerin ve evliyaların Allah’ın gönderdiÄŸi dini tebliÄŸ etmeleri ve yaymaları nedeniyle çeÅŸitli zorluk ve iftiralara maruz kalacaklarını haber vermiÅŸtir. Bir baÅŸka hadisinde ise Peygamberimiz (sav), kendi soyundan gelen halkının kendisinden sonra pek çok zorluk ve sıkıntıyla karşılaÅŸacaklarını bildirmiÅŸtir:
… Biz öyle bir ev halkıyız ki; Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiÅŸtir. Benim Ehl-i Beytim (soyum) muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uÄŸrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim (soyum) bela ve mihnetlerle (eziyet, sıkıntı) karşılaÅŸacaklar ve darbe maruz kalacaklardır.
Peygamberimiz (sav)’in pek çok hadisinde belirtildiÄŸi gibi, Hz. Mehdi de Peygamberimiz (sav)’in ev halkından yani onun soyundan gelecek bir ÅŸahıs olacaktır. Bu hadislerden biri şöyledir:
“Mehdi, bizden, Ehl-i Beyttendir.”
Hadislerde Hz. Mehdi’nin, diÄŸer evliya ve enbiyalar gibi, türlü haksızlıklara ve ağır suçlamalara maruz kalacağı ayrıca şöyle bildirilmektedir:
… (Mehdi) İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: “Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr (azap) ve haksızlığa maruz kaldık (uÄŸradık). “
BaÅŸka bir rivayette ise, Hz. Mehdi’ye, ahir zamanda ona ve Hz. İsa’ya karşı büyük bir mücadele verecek olan Deccal’in destekçileri tarafından baskı uygulanacağı haber verilmiÅŸtir. Hadisin iÅŸaret ettiÄŸine göre, Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın fikri mücadelesine karşılık Deccal ve destekçileri bu mübarek ÅŸahısları engellemek, tutuklamak, topraklarından sürmek ya da öldürmek amacıyla çeÅŸitli tuzaklar kuracaklardır.
Peygamberimiz (sav)’in tüm bu hadislerinden, Hz. Mehdi ve cemaatinin yoÄŸun bir karalama ve iftira kampanyası ile mücadele etmek zorunda kalacaklarına iÅŸaret edildiÄŸi anlaşılmaktadır. Dönem ahir zaman olduÄŸu için, insanların büyük kısmında hakim olan derin şüphecilik, güvensizlik, sabırsızlık ve sadakatsizlik, çoÄŸu kimsenin bu iftiralara kulak vermelerine, samimi Müslümanlara ise itimat etmemelerine neden olacaktır.
Bediüzzaman Said Nursi, bu dönemi bir sözünde şöyle tarif etmektedir:
… Hem yirmi seneden beri tahribkarane (yıkıcı ÅŸekilde) çok dehÅŸetli zulüm altında o derece ahlak bozulmuÅŸ ve sabır ve sadakat kaybolmuÅŸ ki, ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez (güvenilmez)… (Kastamonu Lahikası, sf. 86)
Büyük İslam alimi Bediüzzaman’ın da belirttiÄŸi gibi, ahir zamandaki ahlaki bozulma nedeniyle insanlar Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye şüpheyle yaklaÅŸacaklar, onların Allah’ın dinini yaymak amacıyla yaptıkları faaliyetlerinin deÄŸerini anlamayacak, hatta bu kıymetli insanların hizmetlerini engellemeye çalışacaklardır. Bediüzzaman’a göre, bu nedenle tüm İslam dünyasının heyecanla beklediÄŸi Büyük Müceddid (her yüzyıl başında gönderilen büyük İslam alimi) uzun yıllar boyunca insanlar arasında Mehdi sıfatıyla tanınmayacaktır. Tam aksine toplumun önemli bir kesimi onu –tarihteki tüm Müslümanlara karşı olduÄŸu gibi- dinlerini dejenere etmekle, sapkınlıkla, yalancılıkla ve daha birçok asılsız iftiralarla suçlayacaklardır. Ancak, hadislerde iÅŸaret edildiÄŸi üzere, Hz. Mehdi tüm bu karalama ve iftiralara çok üstün bir sabır ve tevekkülle karşılık verecek, din ahlakını yaÅŸamada ve tebliÄŸ etmekteki kararlılığından taviz vermeyecektir.
Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi’nin göstereceÄŸi bu üstün ahlakı hadislerinde şöyle belirtmiÅŸtir:
İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir.
Peygamber Efendimiz (sav) diÄŸer bir hadisinde tüm bu baskı ve saldırıların Hz. Mehdi’yi daha da güçlendireceÄŸine iÅŸaret etmiÅŸtir:
Mümin ÅŸahıs (Mehdi) Deccal’i görünce: “Ey insanlar! Resulullah’ın zikrettiÄŸi Deccal iÅŸte budur” der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: “Onu alın da yaralayın” der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve geniÅŸletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal’in onu bir ateÅŸ içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır.33
Hadiste mecazi anlamda kullanılan, Hz. Mehdi’nin “sırtı ve karnından dövüle dövüle geniÅŸletilmesi” ifadesi, aleyhinde kurulan tüm tuzakların Hz. Mehdi’yi daha da güçlendireceÄŸine, tebliÄŸinin etkisini daha da artıracağına iÅŸaret ediyor olabilir. (En doÄŸrusunu Allah bilir).
Hadiste ayrıca, Deccal ve taraftarlarının yapacakları her türlü sözlü ya da yazılı saldırının, halkın nazarında sözde Müslümanların itibarlarını zedelemek için ortaya atacakları her iftira ve karalamanın, Hz. Mehdi cemaatinin hayrına olacağına da iÅŸaret edilmektedir. Hz. Mehdi aleyhinde yürütülecek olan tüm bu faaliyetler, salih müminlerin dünya çapında daha iyi tanınmalarına, mümin vasıflarının daha fazla ortaya çıkmasına, Allah’a olan imanlarında derinleÅŸmelerine ve Allah’ın izniyle cennette derecelerinin artmasına vesile olabilir. (En doÄŸrusunu Allah bilir).
Tarih Boyunca Gönderilen Peygamberler de Çeşitli İftiralarla İtham Edilmişlerdir
Tarih boyunca, yeryüzünde ahlaksızlığı ve bozgunculuÄŸu yaygınlaÅŸtırmak isteyen insanlar, kendilerini doÄŸru yola çağıran salih müminlere karşı iftira yöntemini kullanmışlardır. Bu yöntem Hz. Nuh’tan Hz. Süleyman’a, Hz. Musa’dan Hz. Muhammed (sav)’e, Allah’ın tüm elçilerine ve yanlarındaki salih müminlere karşı kullanılmıştır. Ancak Allah’ın izniyle hiçbir zaman amacına ulaÅŸamamış; atılan iftiralar bu kıymetli insanlara zarar verememiÅŸtir. Allah daima salih kullarını bu ithamlardan temize çıkarmıştır. Kuran’da bu konuda verilen örneklerden biri Hz. Musa’dır:
Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın; ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah Katında vecihti. Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözü doÄŸru söyleyin. (Ahzab Suresi, 69-70)
Tarih boyunca gönderilmiÅŸ olan tüm elçi ve peygamberlerin aynı durumla karşılaÅŸmış olmaları, Hz. Mehdi’ye yöneltilen iftiraların, sözlü ya da fiili saldırıların da ahir zamana yönelik çok önemli birer alamet olduÄŸunu göstermektedir.
Ancak geçmiÅŸte Müslümanlara atılan iftiralar nasıl sonuçsuz kaldıysa, ahir zamanda da Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin Kuran ahlakını tüm insanlar arasında yerleÅŸik kılmalarını engellemek isteyenlerin iftiraları da -Allah’ın izniyle- aynı ÅŸekilde sonuçsuz kalacaktır. Allah bir ayetinde müminlere karşı düzen kuran kimselerin içine düştükleri durumu şöyle bildirmektedir:
Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (Enam Suresi, 123)
Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de, Hz. Mehdi ve cemaatine yönelik saldırı ve iftiraların etkisiz kalacağına ve tüm bunların bu mübarek topluluÄŸun ÅŸevkini, heyecanını ve Allah’ın dinine olan baÄŸlılığını daha da artıracağına yönelik iÅŸaretler yer almaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde bu kutlu cemaatin bu özelliÄŸini ÅŸu ÅŸekilde tarif etmektedir:
Sizden sonra onlarla mücadele etmek için Müslümanların en hayırlıları (Mehdi cemaati) çıkar ki, onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir…34
Tüm bu bilgiler, salih müminlerin ne kendilerine ne de diÄŸer inananlara atılan iftiralar karşısında tedirginliÄŸe kapılmamaları ve Müslümanların kardeÅŸlerine şüpheyle bakmamaları gerektiÄŸini göstermektedir. Müminin yapması gereken, yaÅŸadığı her olayı, inkarcıların sözlü ve fiili saldırılarını hep Kuran’da bildirilen bakış açısına göre deÄŸerlendirmektir. GeçmiÅŸte Allah’ın elçileri ve yanındakiler maruz kaldıkları iftiralara nasıl güzel bir sabır ve itidalli bir tutumla karşılık verdilerse, günümüzde de tüm müminler aynı tevekküllü tavrı göstermelidirler. Bu ÅŸekilde Kuran ayetleri doÄŸrultusunda düşünmeleri, Allah’ın izniyle, insanların Hz. Mehdi’yi tanımalarının önündeki engellerin de kalkmasına vesile olacaktır.
Büyücülük İftirası
Andolsun, Biz Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; Firavun’a, Haman’a ve Karun’a. Ama onlar: “(Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür ” dediler. (Mümin Suresi, 23-24)
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: ” Büyücü ve cinlenmiÅŸ ” demiÅŸlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, ‘azgın ve taÅŸkın (taÄŸiy)’ bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)
İçlerinden bir adama: “İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında ‘gerçek bir makam’ olduÄŸunu müjde ver” diye vahyetmemiz, insanlara ÅŸaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür ” dediler. (Yunus Suresi, 2)
Biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuÅŸmalarında da o zalimlerin: “Siz büyülenmiÅŸ bir adamdan baÅŸkasına uymuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliriz. (İsra Suresi, 47)
Dediler ki: “Sen ancak büyülenmiÅŸlerdensin . Sen yalnızca bizim benzerimiz olan bir beÅŸerden baÅŸkası deÄŸilsin; eÄŸer doÄŸru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim.” (Åžuara Suresi, 153-154)
… Zulmedenler dedi ki: “Siz olsa olsa, ancak büyülenmiÅŸ bir adama uyuyorsunuz.” (Furkan Suresi,
Yalancılık İftirası
Firavun dedi ki: “Ey önde gelenler, sizin için benden baÅŸka ilah olduÄŸunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateÅŸ yak da, bana yüksekçe bir kule inÅŸa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum. “ (Kasas Suresi, 38)
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine ÅŸaÅŸtılar. Kafirler dedi ki: “Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. İlahları bir tek ilah mı yaptı? DoÄŸrusu bu, ÅŸaşırtıcı bir ÅŸey.” (Sad Suresi, 4-5)
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki: “Bizden biri olan bir beÅŸere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz. Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen , kendini beÄŸenmiÅŸ bir şımarıktır.” Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beÄŸenmiÅŸ bir şımarık olduÄŸunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer Suresi, 23-26)
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: “Gerçekte biz seni ‘akli bir yetersizlik’ içinde görüyoruz ve doÄŸrusu biz senin yalancılardan olduÄŸunu sanıyoruz.” (Hud:) “Ey kavmim” dedi. “Bende ‘akıl yetersizliÄŸi’ yoktur; ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim” dedi. “Size Rabbimin risaletini tebliÄŸ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.” (Araf Suresi, 66-68)
Delilik İftirası
Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, ÅŸimdi onu inkar ediyorlar? Yahut: ” Onda bir delilik var ” mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiÅŸ bulunmaktadır ve onların çoÄŸu hakkı çirkin karşılıyorlar. (Müminun Suresi, 69-70)
Onlar: “Ey kendisine kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiÅŸ (bir deli)sin ,” dediler. (Hicr Suresi, 6)
O inkar edenler, zikri (Kur’an’ı) iÅŸittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. “O, gerçekten bir delidir ” diyorlar. (Kalem Suresi, 51)
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “(Bu,) ÖğretilmiÅŸtir, bir delidir .” (Duhan Suresi, 14)
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: “Gerçekte biz seni ‘akli bir yetersizlik’ içinde görüyoruz ve doÄŸrusu biz senin yalancılardan olduÄŸunu sanıyoruz.” (Araf Suresi, 66)
“O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan baÅŸkası deÄŸildir, onu belli bir süre gözetleyin.” “Rabbim” dedi (Nuh), ” Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.” (Müminun Suresi, 25-26)
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: ” Delidir ” dediler. O ‘baskı altına alınıp engellenmiÅŸti.’ (Kamer Suresi, 9)
(Firavun) Dedi ki: “Şüphesiz size gönderilmiÅŸ bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir. “ (Åžuara Suresi, 27)
Fakat o, ‘bütün kiÅŸisel ve askeri gücüyle’ yüz çevirdi ve: “(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir ” dedi. Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) ‘kınanacak iÅŸler yapıyordu.’ (Zariyat Suresi, 39-40)
Sapkınlık İftirası
Dediler ki: ” Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduÄŸunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler. Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük saÄŸlayan, gerçekten kurtuluÅŸu bulmuÅŸtur.” (Taha Suresi, 63-64)
Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi deÄŸiÅŸtirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum. “ (Mümin Suresi, 26)
Kavminin önde gelenleri: “Gerçekte biz seni açıkça bir ‘ÅŸaşırmışlık ve sapmışlık’ içinde görüyoruz” dediler. (Araf Suresi, 60)
DoÄŸrusu, ’suç ve günah iÅŸleyenler,’ kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaÅŸ-göz ederlerdi. Kendi yakınlarına döndükleri zaman neÅŸeyle dönerlerdi. Onları gördükleri zaman ise: “Bunlar elbette ÅŸaÅŸkın-sapıklardır ” derlerdi. (Mutaffifin Suresi, 29-32)
İnkarcıların Alay ve Kin Dolu Sözleri
Kavminden, ileri gelen inkarcılar: “Biz seni yalnızca bizim gibi bir beÅŸerden baÅŸkası görmüyoruz; sana , sığ görüşlü olan en aÅŸağılıklarımızdan baÅŸkasının uyduÄŸunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz” dedi. (Hud Suresi, 27)
Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: “Ey kavmim, Mısır’ın mülkü ve ÅŸu altımda akmakta olan nehirler benim deÄŸil mi? Yine de görmeyecek misiniz?” “Yoksa ben, ÅŸundan daha hayırlı deÄŸil miyim ki o, aÅŸağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir.” (Zuhruf Suresi, 51-52)
Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi. Sonunda Bizi öfkelendirince, Biz de onlardan intikam aldık, böylece onları toplu olarak suda boğduk. Bu suretle onları, sonradan gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık. (Zuhruf Suresi, 54-56)
Şımarıklık ve Kendini Beğenmişlik İftirası
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki: “Bizden biri olan bir beÅŸere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz.” “Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beÄŸenmiÅŸ bir şımarıktır. ” Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beÄŸenmiÅŸ bir şımarık olduÄŸunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer Suresi, 23-26)
Menfaat ve İktidar Peşinde Olduğu İftirası
Onlar: “Siz ikiniz (Hz. Musa ve Hz. Harun), bizi atalarımızı üzerinde bulduÄŸumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak deÄŸiliz” dediler. (Yunus Suresi, 78)
… Bu sizin benzeriniz olan bir beÅŸerden baÅŸkası deÄŸildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor… (Müminun Suresi, 24)
Halkın Güvenliğini ve Huzurunu Tehdit Ettiği İftirası
(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: “Bu” dedi, “DoÄŸrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor ; ne buyurursunuz?” (Åžuara Suresi, 34-35)
Firavun: “Ben size izin vermeden önce ona iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla ÅŸehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz.” (Araf Suresi, 123)
Hz. Yusuf’a Atılan İftira
Erginlik çağına eriÅŸince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Evinde kalmakta olduÄŸu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: “İsteklerim senin içindir, gelsene” dedi. (Yusuf) Dedi ki: “Allah’a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuÅŸtur. Gerçek ÅŸu ki, zalimler kurtuluÅŸa ermez.” Andolsun kadın onu arzulamıştı, - eÄŸer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhÅŸu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı. Kapıya doÄŸru ikisi de koÅŸtular. Kadın onun gömleÄŸini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaÅŸtılar. Kadın dedi ki: ” Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan baÅŸka cezası ne olabilir?” (Yusuf Suresi, 22-25)
Kadın dedi ki: ” Beni kendisiyle kınadığınız iÅŸte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eÄŸer o kendisine emrettiÄŸimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak. ” (Yusuf Suresi, 32)
Hz. Meryem’e Atılan İftira
Kitap’ta Meryem’i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doÄŸu tarafında bir yere çekilmiÅŸti. Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmiÅŸti. Böylece ona ruhumuz (Cibril’i) göndermiÅŸtik, o da, düzgün bir beÅŸer kılığında görünmüştü. DemiÅŸti ki: “Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. EÄŸer takva sahibiysen (bana yaklaÅŸma).” DemiÅŸti ki: “Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armaÄŸan etmek için (buradayım).” O: “Benim nasıl bir erkek çocuÄŸum olabilir? Bana hiçbir beÅŸer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) deÄŸilken” dedi. “İşte böyle” dedi. “Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).” Ve iÅŸ de olup bitmiÅŸti. (Meryem Suresi, 16-21)
Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem, sen gerçekten ÅŸaşırtıcı bir ÅŸey yaptın.” “Ey Harun’un kız kardeÅŸi, senin baban kötü bir kiÅŸi deÄŸildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) deÄŸildi.” (Meryem Suresi, 27-28)
Yukarıdaki ayetlerde haber verilen bu iftiraların hepsi ve daha da fazlası, hadislerde ve İslam alimlerinin sözlerinde haber verildiÄŸine göre, Hz. Mehdi için de ortaya atılacaktır. Delilik, yalancılık, sapkınlık, menfaatperestlik, insanları doÄŸru yoldan uzaklaÅŸtırmak gibi iftiralarla itham edilmesi nedeniyle bu mübarek insana karşı halkta olumsuz bir kanaat oluÅŸacak olabilir. Hadislerde bu korku, tedirginlik ve şüphe nedeniyle de insanların Hz. Mehdi’den uzak duracaklarına iÅŸaret edilmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi’ye Karşı da Aynı İftira Yöntemleri Kullanılmıştır
Allah’ın dinine olan baÄŸlılığı ve Allah yolundaki kararlılığı, samimiyeti, ihlası ile bilinen her Müslüman, inkar edenlerin fiili ve sözlü saldırılarına uÄŸramıştır. Çok yakın bir geçmiÅŸte bazı inkarcı çevrelerin düşmanlığı ile karşılaÅŸmış ve vefatına kadar yaÅŸadığı zulüm ve sıkıntılara sabırla tevekkül etmiÅŸ olan 13. yüzyılın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi, bu konudaki önemli örneklerden biridir. İnsanları Allah’ın varlığını ve sonsuz kudretini takdir etmeye, kainattaki yaratılış delilleri üzerinde düşünmeye ve Kuran ahlakını yaÅŸamaya davet eden Bediüzzaman, tarih boyunca gönderilmiÅŸ tüm elçiler gibi, din ahlakına düşman olan bazı kiÅŸilerin iftiralarına maruz kalmıştır. 13. asrın büyük müceddidi olduÄŸu halde, yaÅŸadığı toplumda bir müceddid olarak da tanınmamıştır. Hatta dönemin bir kısım alimleri kendisinin ne kadar üstün ve mübarek bir ÅŸahıs olduÄŸunu fark edemeyerek ona muhalefet etmiÅŸ ve kendisini çeÅŸitli iftiralarla itham etmiÅŸlerdir.
Bediüzzaman bu nedenlerle hayatının çok büyük bir kısmını hapishanelerde veya sürgünde geçirmiştir. Yaşadığı dönem boyunca bu kıymetli insanın değeri tam olarak anlaşılmamış, hikmetli eserlerini ortadan kaldırmak isteyen bazı çevreler tüm güçleriyle ona saldırmışlardır. Bu değerli insanın görüşlerinden ve tefekkürlerinden faydalanmak yerine onu susturmayı kendilerine hedef edinmişlerdir.
Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetiÅŸmiÅŸ en büyük İslam alimlerinden biridir. 87 yıl süren hayatı boyunca İslam dinini insanlara anlatmış, materyalist felsefeye, din ve mukaddesat düşmanlarına karşı büyük bir fikri mücadele vermiÅŸtir. 6000 sayfalık dev eseri Risale-i Nur , hem çok derin bir Kuran tefsiri, hem de materyalist felsefeyi çürüten ve iman hakikatlerini çok hikmetli bir ÅŸekilde ortaya koyan muazzam bir yapıttır. Bediüzzaman Said Nursi, ahiret, ölüm, kader, iman, nefsin kötülükleri gibi birçok konuyu eserlerinde çok hikmetli örneklerle, derin ve etkileyici bir üslupla anlatmıştır. Onun samimi ve hikmetli üslubu binlerce insanın Allah’a iman etmesine ve imanda daha da derinleÅŸmesine vesile olmuÅŸtur.
İnsanları Kuran ahlakına, hak dine davet etmek için verdiÄŸi bu fikri mücadelede Bediüzzaman Said Nursi’nin karşısına çıkan en büyük engellerden biri ise, materyalist felsefeyi ve din düşmanlığını hayat ÅŸekli olarak gören bazı çevreler olmuÅŸtur. Bu çevreler, ”din ahlakından uzak bir toplum oluÅŸturma” hedeflerini gerçekleÅŸtirmek için büyük çaba sarf etmiÅŸlerdir. Bediüzzaman Said Nursi de bu gibi asılsız felsefeleri çürüten, dinin akıl ve ilimle çatışmadığını, tam tersine aynı noktada birleÅŸtiÄŸini ortaya koyan ve toplumda büyük bir manevi uyanış baÅŸlatan bir İslam alimidir. Bediüzzaman kendi fikri mücadelesini ve bu mücadelenin en önemli amaçlarından birini ÅŸu sözlerle tarif etmektedir:
… Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).
O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı (ordunun arkasındaki kuvvet) ve o büyük kumandanın pişdar (önde giden, öncü) bir neferi olduğumu zannediyorum.
Bediüzzaman’ın sözlerinde de açıkça ifade ettiÄŸi gibi o kendisini, ahir zamanın mübarek ÅŸahıslarına yani Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye manevi olarak zemin hazırlayan bir er olarak tarif etmektedir. YaÅŸadığı dönemde kendisini engellemek için atılan iftiralar, hakkında ileri sürülen yalanlar Bediüzzaman’ın fikri mücadelesinin büyüklüğünün ve öneminin, hiç şüphesiz, en önemli göstergelerindendir. Bu iftiraların kimi zaman günümüzde dahi gündeme getirilmesi, yapılan çalışmaların etkisinin büyüklüğünü gösterir.
Bediüzzaman’ın Allah’ın varlığını, milli ve manevi deÄŸerlerin önemini anlatan çalışmalarından rahatsız olan çevreler, ellerinde bulunan bazı basın organlarını da kullanarak, Bediüzzaman’a karşı en olmadık iftiraları atmışlardır. ÖrneÄŸin bir gazetede Bediüzzaman’a “bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek” 37 ÅŸeklinde iftira edilmiÅŸtir. Aynı gazetede farklı tarihlerde ise, ” Said-i Nursi mühimsenecek bir kimse deÄŸildir. Maddi ve manevi menfaatler saÄŸlamak amacında olan bir kimsedir” diye yalan haberler yayınlanmıştır.
Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle ”kendisini beÄŸenmemeyi kendisine meslek edinen” 38 ve son derece mütevazı bir hayat yaÅŸayan Bediüzzaman’a “talebelerinden para sızdırmak”, “liderlik hırsını tatmin etmek” gibi haksız ve gerçeklerle hiçbir ÅŸekilde baÄŸdaÅŸmayan, asılsız iftiralar atılmıştır. Bu çirkin iftiraların amacı, bazı çevrelerin bu yolla Bediüzzaman’ı kendilerince “etkisiz, güvenilmez ve sözü dinlenmez” duruma getirebilmek olmuÅŸtur.
Bu iftiralar, geçmiÅŸte peygamberlere atılan iftiraların benzerleridir. Peygamberler de kavimleri tarafından, dini kullanarak menfaat elde etme iftirasıyla itham edilmiÅŸlerdir. Bediüzzaman bu iftiraların sonucunda hapis cezası almış ve EskiÅŸehir hapishanesine gönderilmiÅŸtir. EskiÅŸehir hapishanesinden tahliye olan Bediüzzaman, Kastamonu’da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelen Denizli Mahkemesi, kendisine 20 ay hapis cezası vermiÅŸ, daha sonra Bediüzzaman EmirdaÄŸ’a ”mecburi ikamet”e yollanmıştır.
Bütün bu olaylar sırasında sayısız iÅŸkence ve eziyete maruz kalmış, defalarca zehirlenmiÅŸtir. İlerleyen yıllarda da, son derece yaÅŸlı ve hasta olmasına raÄŸmen özellikle soÄŸuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuÅŸtur. Ancak, kendisine yapılan tüm bu eziyetlere sabır ve tevekkülle karşılık vermiÅŸ, imanının ve Allah’a olan baÄŸlılığının ne kadar güçlü olduÄŸuna tüm insanlar ÅŸahit olmuÅŸlardır.
Bediüzzaman Said Nursi, Kuran ayetlerinde verilen örneklerde olduÄŸu gibi “delilik” iftirası ile de karşılaÅŸmıştır. 1908 yılında, yine suni olarak oluÅŸturulan sebeplerle, mahkemeye sevk edilmiÅŸ ve mahkemenin görevlendirdiÄŸi doktor heyeti kendisine ”akli dengesi bozuk” raporu vermiÅŸtir. Daha sonra sevk edildiÄŸi akıl hastanesindeki doktor, Bediüzzaman’ın kendisiyle konuÅŸması sonucunda ”Bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur” 39 diyerek, raporun asılsızlığını vurgulamıştır. Bediüzzaman bundan sonra da söz konusu çevrelere ait basın organlarında sık sık delilik suçlamasıyla gündeme gelmiÅŸtir.
Bunun gibi Bediüzzaman ve talebeleri için öne sürülen iftiralardan bir diÄŸeri de, “İnanç Sömürücüleri” baÅŸlıklı yazı dizisiyle dönemin gazetelerinden birinde yer almıştır. Bu yazı dizisinde Bediüzzaman Said Nursi’nin talebeleri hakkında da Kuran’daki inkarcıların ”büyülenmiÅŸler” iftirası tekrarlanmış ve ”Bunlar sadece ve sadece dini bir taassupla ona baÄŸlanmışlar, gözleri kafaları baÅŸka bir ÅŸeyi görmez, anlamaz olmuÅŸtu” 40 ÅŸeklinde iftiralar yazılmıştır.
Büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman ve talebelerine yöneltilen suçlamaların tamamı, geçmiÅŸte yaÅŸayan müminlere yöneltilen iftiraların aynısıdır. Kuran’da, geçmiÅŸte yaÅŸamış ve Allah’ın gönderdiÄŸi elçilere tabi olmuÅŸ müminlerin de “düşük akıllılık”, “sığ görüşlülük” gibi asılsız ve çirkin sözlerle itham edildikleri haber verilmiÅŸtir:
Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiÄŸi gibi siz de iman edin” denildiÄŸinde: “Düşük akıllıların iman ettiÄŸi gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)
Kavminden, ileri gelen inkarcılar: “Biz seni yalnızca bizim gibi bir beÅŸerden baÅŸkası görmüyoruz; sana , sığ görüşlü olan en aÅŸağılıklarımızdan baÅŸkasının uyduÄŸunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz” dedi. (Hud Suresi, 27)
Oysa Bediüzzaman ve yanındaki müminler, Allah’a olan güçlü imanları, akılları, vicdanları ile Kuran ahlakıyla hareket eden aklı selim, samimi insanlardı. Ve bu iftiraları atanlar da aslında bunun böyle olduÄŸunu çok iyi biliyorlardı. Nitekim bu iftiraların hiçbiri Bediüzzaman’a ve yanındaki Müslümanlara bir zarar verememiÅŸtir. Aksine, bu olaylar karşısında gösterdikleri sabır ve tevekkül, Allah’ın izniyle tüm iman edenler gibi bu kimselerin de manevi olgunluklarının ve Allah’a olan baÄŸlılıklarının artmasına vesile olmuÅŸtur.
Bediüzzaman’a karşı yapılan suçlamalardan bir baÅŸkası ise, kendine göre bir din anlayışını savunduÄŸu ve çevresindeki kiÅŸilere de sözde bu sapkın dini telkin ettiÄŸi yönündedir. Bediüzzaman’ın Kuran’a ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine uymadığı, kendine göre bir din anlayışı oluÅŸturduÄŸu ÅŸeklindeki provokasyonların amacı, halkı ve konuyu ayrıntısıyla bilmeyen bazı dindar çevreleri kışkırtarak Bediüzzaman’ı onlara yanlış tanıtmaya çalışmak olmuÅŸtur.
Ancak inkarcı kesimin bu iftirası da bir iÅŸe yaramamıştır. Çünkü akıl ve vicdan sahibi Müslümanlar, Bediüzzaman’a karşı ortaya atılan bu ‘’sapkınlık” iftirasının, Hz. Nuh’a ”… gerçekte biz seni açıkça bir ‘ÅŸaşırmışlık ve sapmışlık’ içinde görüyoruz.” (Araf Suresi, 60) diyen inkarcıların iftiralarının bir benzeri olduÄŸunu açıkça görmüşlerdir.
Bediüzzaman Said Nursi ise, Risale-i Nur ‘da, kendisine yöneltilen iftiralar sonucunda aldığı hapis cezasını ve kendisine çektirilen sıkıntıların güzel ve hayırlı yönlerini şöyle anlatmıştır:
Benim ÅŸahsımı çürütmek fikriyle, hiç kimsenin inanmayacağı isnadlarda bulundular. Pek acib iftiraları iÅŸaaya (herkese duyurmaya) çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar. Sonra pek adi bahanelerle, zemheririn (kışın en soÄŸuk zamanı) en ÅŸiddetli soÄŸuk günlerinde beni tevkif ederek (tutuklayarak), büyük ve gayet soÄŸuk ve iki gün sobasız bir koÄŸuÅŸta tecrid-i mutlak (hücre hapsi) içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateÅŸ varken, zaafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. Åžimdi, bu vaziyette hem soÄŸuktan bir sıtma, hem dehÅŸetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken, bir inayet-i İlahiye ile bir hakikat kalbimde inkiÅŸaf (meydana çıkma) etti. Manen: “Sen hapse Medrese-i Yusufiye namı vermiÅŸsin; hem Denizli’de sıkıntınızdan bin derece ziyade hem ferah, hem manevi kar, hem oradaki mahpusların Nurlardan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurların fütuhatı (zaferleri) gibi neticeler, size ÅŸekva (ÅŸikayet) yerinde binler şükrettirdi, her bir saat hapsinizi ve sıkıntınızı, on saat ibadet hükmüne getirdi; o fani saatleri bakileÅŸtirdi.41
Bediüzzaman bir sözünde ise, çevresinde kendisiyle birlikte aynı iftira ve zulümlere maruz kalan müminlerin de, bu olaylardan dolayı hiçbir şekilde etkilenmediklerini; ümitsizliğe kapılıp üzülmediklerini şöyle anlatmıştır:
On aydan beri, münafıkların bir resmi memuru elde edip bütün desiseleriyle (hile, entrika) yaptıkları hücum en küçük bir ÅŸakirdi (talebeyi) sarsmadı. O iftiraları hiç hükmündedir… Böyle iftiralar, binden bir tesiri bize olmadığı gibi, inÅŸaAllah daire-i Nur’a da zararı olmayacak.
Bediüzzaman’ın ve çevresinde bulunan iman ehlinin, zorluklara, iftiralara ve hileli düzenlere karşı gösterdikleri tavır, tüm Müslümanların kendilerine örnek alması gereken salih mümin tavrıdır. Allah Kuran’da, inkarcıların düzenleri karşısında nasıl bir ahlak gösterilmesi gerektiÄŸini şöyle hatırlatmıştır:
Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir. (Nahl Suresi, 127-128)
Nefislerinin Öne SüreceÄŸi Bahaneler İnsanların Hz. Mehdi’ye Uymalarını Engelleyecektir
İman edenler, dünyada ve ahirette tek dost ve yardımcılarının Allah olduÄŸunun bilinciyle, yaÅŸamlarının her anında yalnızca Rabbimiz’e tevekkül ederler. Allah’ın yarattığı her olayda birçok hikmet, hayır ve güzellik olduÄŸunu bilirler. Zorluk ve sıkıntıyla karşılaÅŸsalar da, büyük nimet ve bolluk içinde bulunsalar da her türlü durum karşısında itidalli, şükredici ve mütevazı bir tavır içindedirler. Zenginlik ve bolluk onları şımartıp gaflete kaptırmayacağı gibi, zorluklar ve sıkıntılar da yıldırmaz ve gevÅŸekliÄŸe sürüklemez.
Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen insanlar içinse durum çok farklıdır. Onlar, ahirette yeniden dirilip hesap vereceklerinden gafil oldukları için kendilerine yalnızca dünya hayatını hedef edinirler. Bu nedenle de dünyevi deÄŸerlere büyük bir hırsla baÄŸlanır, bunların hiçbir ÅŸekilde zarar görmesini istemezler. Böyle bir ihtimalden dahi büyük endiÅŸe duyarlar. Aynı durum imanı zayıf ya da münafıkane karaktere sahip olan kimseler için de geçerlidir. Bu ahlakı yaÅŸayan insanlar tarih boyunca, dünyevi menfaatlerine zarar gelir endiÅŸesiyle peygamberlerin tebliÄŸlerinden yüz çevirmiÅŸ, onların gösterdiÄŸi hak yola uymaktan kaçınmışlardır.
Bu durumun sebeplerinden biri ise Kuran’da şöyle açıklanmıştır:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)
Ayetin açıklamasından da anlaşılacağı gibi, insanlar kalben ve vicdanen doÄŸru olanı kavradıkları halde nefislerine uydukları için elçilerin kendilerini çağırdıkları gerçekleri reddetmiÅŸlerdir. Hadislerde iÅŸaret edildiÄŸine göre, tarih boyunca tekrarlanmış olan bu durum tüm peygamberler ve Hz. İsa için olduÄŸu gibi, Hz. Mehdi için de söz konusu olacaktır. İnsanlar bu mübarek ÅŸahısların üstünlüklerini vicdanen kavrayacak ancak nefislerinin etkisinde kalarak onların durumlarını anlamazlıktan geleceklerdir. Hz. İsa’yı ve Hz. Mehdi’yi kabul etmemek, onlara destek olmamak ve onlardan uzak durabilmek için ise çeÅŸitli bahanelerin ardına sığınacaklardır. Kuran’da, bu bahane yönteminin, tarih boyunca yaÅŸamış olan tüm münafıkların kullandığı bir yöntem olduÄŸu haber verilmektedir: Vicdanen, kalben ve aklen çok iyi kavradıkları halde anlamazlıktan gelmek ve bunun için de türlü bahaneler bulmak. Peygamberimiz (sav)’le birlikte mücadeleye katılmaktan kaçınan kimseler, sözde “güç yetiremedikleri” (Tevbe Suresi, 42); “evleri açık olduÄŸu” (Ahzab Suresi, 13); “mallarının ve ailelerinin kendilerini meÅŸgul ettiÄŸi” (Fetih Suresi, 11)… gibi bahaneler öne sürmüşlerdir. GeçmiÅŸte pek çok kez yaÅŸanmış olan bu durum ahir zamanda da yaÅŸanacaktır. İnsanların büyük bir kısmı, menfaatlerine zarar gelir, maddi ve manevi kayba uÄŸrarlar endiÅŸesiyle Hz. Mehdi’den yüz çevirecek, hatta ona cephe alacaklardır. Aileler de mallarına, oÄŸullarına ve ticaretlerine zarar geleceÄŸini düşündükleri için bundan korkacak ve Hz. Mehdi aleyhinde tavır alacaklardır. Vicdanları yerine nefisleriyle hareket edecekleri için de içine düştükleri bu durumu fark edemeyeceklerdir. Kuran’da bu durum hakkında şöyle haber verilmektedir:
De ki: ” EÄŸer babalarınız, çocuklarınız, kardeÅŸleriniz, eÅŸleriniz, aÅŸiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceÄŸinden korktuÄŸunuz ticaret ve hoÅŸunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cehd etmekten (çaba harcamaktan) daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluÄŸuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24)
Oysa Kuran ayetlerinde insanların nefislerinin öne süreceği bu tür bahanelerin geçersizliği bizlere haber verilmiştir. Dolayısıyla Kuran ayetleri doğrultusunda vicdanını kullanarak düşünen her insan, bu konuda doğruyu görebilecek ve Hz. Mehdi ortaya çıktığında onu tanımasına engel olabilecek bu gibi bahanelerin geçersizliğini anlayabilecektir.
Kuran Ahlakından Tamamen Uzaklaşıldığı Bir Dönemde Ortaya Çıkması, Hz. Mehdi’nin Tanınmasını Engelleyecektir
Hadislerde ahir zamanın iki devirden oluÅŸtuÄŸu haber verilir. Birinci devir dünyanın maddi ve manevi zorluklar içinde olacağı, insanların büyük bir ahlaki bozulmaya uÄŸrayacakları dönemdir. İkinci devir ise İslam alimlerinin “AltınçaÄŸ” olarak adlandırdıkları, Kuran ahlakının dünya üzerinde hakim olacağı bir refah dönemidir.
İnsanların din ahlakından uzaklaşıp nefislerinin peÅŸinden gittikleri, her türlü haddi aÅŸmanın, sapkınlığın, ahlaksızlığın sınırsız olarak yaÅŸandığı bu ilk dönem, Hz. Mehdi’nin ortaya çıkacağı ahir zamanın da önemli iÅŸaretlerini oluÅŸturmaktadır. Peygamberimiz (sav)’in bundan yaklaşık 14 yüzyıl önce haber verdiÄŸi ve “kıyamet alametleri” olarak adlandırılan bu iÅŸaretler incelendiÄŸinde çok olaÄŸanüstü bir durumla karşı karşıya olunduÄŸu görülmektedir: Kıyamet alametlerinin çok büyük bir bölümü günümüzde gerçekleÅŸmiÅŸ bulunmaktadır. Bu durum Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez geliÅŸinin, Hz. Mehdi’nin çıkışının ve Kuran ahlakının tüm dünyada hakim olacağı dönemin yaklaÅŸmış olduÄŸunu bizlere göstermektedir. (En doÄŸrusunu Allah bilir). Ancak diÄŸer yandan ahlaki dejenerasyonun bu kadar ÅŸiddetlenmesi, haramların helal sayılması, insanların geçim sıkıntısı içine düşmesi, yoksulluÄŸun artması ve Allah’ın açıkça inkar edilir hale gelmesi gibi olaylar, insanların Allah’ın ve ahiretin varlığını unutarak dünya hayatına dalmalarına neden olmaktadır. Peygamberimiz (sav)’den nakledilen hadis-i ÅŸeriflerde ahir zamanda dünyanın peÅŸpeÅŸe içine düşeceÄŸi bu karmaÅŸa şöyle bildirilmektedir:
Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.
Fuhuş açık olmadan… kıyamet kopmaz.
Büyüğe saygı, küçüğe merhamet kalkacak. Zina çocukları çoğalacak. O kadar ki kişi sokak ortasında kadınla zina edecek.45
Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiÄŸinde zuhur edecektir…
Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir.47
Hz. Mehdi, bütün haramların helal sayıldığı büyük bir fitneden sonra çıkacaktır.
Peygamber Efendimiz (sav) bir diğer hadisinde müminlerin ahir zamanın bu karmaşası içindeki durumlarını şu şekilde haber vermektedir:
Takva sahibi mümin de onların arasında deÄŸiÅŸtirmeye, düzeltmeye muktedir olamadığı kötülüklerden dolayı tuzun suda erimesi gibi kalbi eriyecek…
Böylesine büyük bir bozulmanın yaÅŸandığı sırada Hz. Mehdi’nin geliÅŸi ve faaliyetleri insanların büyük çoÄŸunluÄŸu tarafından ilk anda fark edilmeyebilir. Kuran ahlakından uzak olan insanlar, Hz. Mehdi’nin çalışmalarını, tebliÄŸinin özünü ve din ahlakını yaymak için yaptığı büyük fikri mücadeleyi tam olarak kavramayabilirler. Dünya üzerinde yaÅŸanan karmaÅŸanın, fakirliÄŸin, savaÅŸların ve ahlaki dejenerasyonun ancak Kuran ahlakının yaÅŸanması ile sona erebileceÄŸini anlayamayabilirler. Bu durumları Hz. Mehdi ve cemaatinin önemini ve çalışmalarının amacını kavramalarını engelleyebilir. Hatta tam aksine Hz. Mehdi ve cemaatinin Kuran ahlakını tebliÄŸ etme yönündeki samimi çabaları bu kiÅŸileri rahatsız edip, Hz. Mehdi’ye karşı yapılan haksız suçlamaları, atılan iftiraları desteklemelerine neden olabilir. Onun ve yanındakilerin Kuran ahlakını yaymak için hizmet etmekten vazgeçmelerini ısrarla isterler. Kuran ayetlerinde de iman etmeyenlerin bu sapkın istekleri şöyle haber verilmektedir:
… Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmiÅŸlerdir. (Mümtehine Suresi, 2)
Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki iÅŸaretlere göre, ahir zamanda toplumun genelinde oluÅŸan bu ruh hali, Hz. Mehdi’nin halk tarafından teÅŸhis edilmesini ve gerçek sıfatıyla tanınmasını engelleyecektir. İnsanların bu mübarek zatın üstün ahlak özelliklerini, Allah yolunda yaptığı samimi ve faydalı hizmetlerini görmelerine mani olacaktır.
Hz. Mehdi’nin Bir Åžahs-ı Manevi Olacağı İddiaları Onun Tanınmasını Engelleyecektir
Peygamberimiz (sav) tarafından ahir zamanda gönderileceÄŸi müjdelenmiÅŸ, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek çok mübarek ve deÄŸerli bir ÅŸahıs olan Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışı yüzyıllardır İslam ümmeti tarafından beklenen müjdeli bir olaydır. Nitekim rivayetlerde Hz. Mehdi’nin çıkış alameti olarak bildirilen olayların pek çoÄŸunun art arda gerçekleÅŸmesi, bu müjdenin gerçekleÅŸmesinin yakın olduÄŸunun açık bir göstergesidir. Peygamber Efendimiz (sav)’in çok sayıdaki hadisinde ismiyle, vasıflarıyla ve yapacağı iÅŸlerle ayrıntılı olarak tarif edilen Hz. Mehdi’nin geleceÄŸine dair Kuran ayetlerinde de iÅŸari anlamlarda çeÅŸitli müjdeler vardır.
Bediüzzaman Said Nursi’nin açıklamaları da, Kuran’da yer alan iÅŸaretler ve Peygamberimiz (sav)’in hadisleriyle aynı doÄŸrultudadır. Ancak Bediüzzaman’ın eserlerinde kullandığı “ÅŸahs-ı manevi” kavramı konusundaki yanlış anlaşılma Hz. İsa gibi, Hz. Mehdi için de söz konusudur. Rivayetlerden ve İslam alimlerinin açıklamalarından Hz. Mehdi’nin bir ÅŸahs-ı manevi olmayacağı; fiziksel özelliklerine, karakter ve ahlakına, nesebine (soyuna) kadar detaylı olarak tarif edilmiÅŸ mübarek bir ÅŸahıs olacağı, açık ve net bir biçimde anlaşılmaktadır. Ancak elbette ki Hz. Mehdi’nin de kendisinden önceki tüm elçiler gibi bir ÅŸahs-ı manevisi olacaktır. Hatta rivayetlerde bu ÅŸahs-ı manevinin bütün yeryüzünü kaplayacağı bildirilmiÅŸtir. Dolayısıyla Hz. Mehdi kendisine tabi olanların yani ÅŸahs-ı manevisinin önderi olarak bulunacaktır. Nitekim Bediüzzaman’ın yazılarında da bu konuyu net olarak açıklayan birçok yorum bulunmaktadır. Bediüzzaman’ın aÅŸağıda yer alan sözlerinde Hz. Mehdi’nin bir ÅŸahs-ı manevi deÄŸil, bir zatı temsil ettiÄŸine dair açıklamaları, hiçbir ihtilafa yer vermeyecek kadar açık ve nettir. Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi için kullandığı “o zat” ya da “o ÅŸahıs” gibi ifadeler, ÅŸahs-ı manevi kavramı konusundaki yanlış anlaşılmalara açıklık getirmektedir:
Hem de o eşhasın (o şahısların) şahs-ı manevisine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azimeyi (fevkalade eserleri, izleri) o eşhasın (şahısların) zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, O EŞHAS-I HARİKA (harika şahıslar, yani Hz İsa ve Hz. Mehdi) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler
Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa ve Hz. Mehdi için “o eÅŸhas-ı harika” ifadesini kullanarak, her ikisinin de birer ÅŸahs-ı manevi deÄŸil, birer ÅŸahıs olarak geleceklerini açıkça belirtmiÅŸtir.
… Ahir zamanın O BÜYÜK ÅžAHSI, Al-i Beytten (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacak.
Bediüzzaman burada da “ahir zamanın o büyük ÅŸahsı” sözleriyle Hz. Mehdi’nin ahir zamanda gelecek olan bir ÅŸahıs olduÄŸunu tekrarlamıştır. Hz. Mehdi’nin Peygamberimiz (sav)’in soyundan olacağını belirtmiÅŸ olması ise, Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi’den bir ÅŸahs-ı manevi olarak bahsetmediÄŸini çok açık bir ÅŸekilde ortaya koymaktadır. Zira bir ÅŸahs-ı manevinin bir baÅŸka insanın soyundan gelebilmesi söz konusu olamaz.
… Ben de onlara demiÅŸtim: “Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki ahir zamanın O BÜYÜK ÅžAHSI, Al-i Beytten (Peygamberimiz (sav)’in ailesinden) olacaktır.”52
Bediüzzaman bu sözünde de yine “ahir zamanın o büyük ÅŸahsı” diyerek Hz. Mehdi’nin bir ÅŸahs-ı manevi deÄŸil bir ÅŸahıs olduÄŸunu açıkça belirtmektedir.
Bediüzzaman, “Hz. Mehdi’nin Peygamberimiz (sav)’in soyundan olacağını” bu sözünde de bir kez daha açıklığa kavuÅŸturmaktadır. Yukarıda da açıklandığı gibi, Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelebilmesi için Hz. Mehdi’nin ancak bir insan olması gerekmektedir ki Bediüzzaman da bu sözüyle bu gerçeÄŸi açıkça vurgulamaktadır.
Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid (içtihad eden büyük İslam alimi), hem en büyük bir müceddid (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem hakim, hem Mehdi, hem mürÅŸid (doÄŸru yolu gösteren kiÅŸi), hem kutb-u a’zam (Müslümanların kendisine baÄŸlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürÅŸidi) olarak BİR ZAT-I NURANİYİ (nurani ÅŸahsı) gönderecek ve O ZAT DA Ehl-i Beyt-i Nebeviden (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır.53
… bir müçtehid
… bir müceddid
… hâkim
… mehdi
… mürşid
… kutb-u a’zam
… bir zât-ı nuranî
Bediüzzaman’ın bu sözünde kullandığı yukarıdaki sayılan vasıflar, anlamlarından da anlaşılacağı gibi ancak bir kiÅŸiye ait olabilecek özelliklerdir.
Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi Hz. Mehdi’nin “bir zat-ı nurani” olduÄŸundan bahsetmektedir. EÄŸer Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin bir ÅŸahs-ı manevi olduÄŸunu vurgulamak isteseydi burada “bir zat-ı nuraniden” deÄŸil, “bir ÅŸahs-ı manevi-i nuraniden” bahsederdi.
Ayrıca burada ÅŸahıs kelimesinden önce kullanılan “bir” kelimesi de bu konuyu bir kez daha açıklamaktadır. “Zat” ise yine birlik ve ÅŸahıs ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman burada açıkça, “bir zat” ifadesini kullanmıştır; “iki” ya da “birileri” dememiÅŸtir. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi’nin tüm bu açıklamaları, Hz. Mehdi’den bir ÅŸahs-ı manevi olarak bahsetmediÄŸini kesin bir ÅŸekilde ispatlamaktadır. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Adem Yakup, Åžahsı Manevi Yanılgısı)
Bediüzzaman’ın tüm bu açıklamalarından da anlaşılacağı gibi, tarih boyunca gönderilmiÅŸ tüm elçiler gibi, Hz. Mehdi de bir ÅŸahıs olarak gelecektir. Ancak onun da bir ÅŸahs-ı manevisi olacaktır. Onun tebliÄŸ faaliyetinden, mücadelesinden, icraatlarından ortaya çıkacak bir Mehdiyet cereyanı olacaktır. Fakat Hz. Mehdi’nin kendisi de bizzat iÅŸin başında olacaktır. Zaten bütün bu olayların gerçekleÅŸebilmesi için en baÅŸta Hz. Mehdi’nin bizzat ÅŸahıs olarak gönderilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Hz. Mehdi’nin ÅŸahs-ı manevisi de ona tabi olandır. Bu ÅŸahs-ı manevinin başında da lider olarak kendisi bulunmaktadır. Ancak hem Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde hem de İslam alimlerinin açıklamalarında bu konuya iliÅŸkin izahlar çok açık olmasına raÄŸmen, ahir zamanda Hz. Mehdi’nin bir ÅŸahıs deÄŸil, bir ÅŸahs-ı manevi olacağı iddialarının öne sürülmesi insanların bu konuyu doÄŸru deÄŸerlendirebilmelerini engelleyecek olabilir.
Hz. Mehdi’nin bir ÅŸahs-ı manevi olarak geleceÄŸine inanmaları, bu insanların, bu kutlu ÅŸahsın geliÅŸini beklemelerini, onu tanımaya ve bulmaya çalışmalarını ve böylece onu fark etmelerini engelleyecek olabilir. (En doÄŸrusunu Allah bilir)
Aralık 30 2007 02:15 pm | Mehdi
Yorum Yapabilirsiniz
Sen, olmalısın Giriş Bir Yorum Yaz.
