İslâmiyet’in yayılmasından önceki devre, daha dar anlamı ile Hz. İsa’dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana “cahiliyye” devri adı verilmiÅŸtir.
Cahiliyye, insanın Allah’ı gereÄŸi gibi tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaÅŸması, onun ilâhî hükümlerine deÄŸil de bazı imtiyazlı kiÅŸilerin kendi hevâ ve hevesine uygun olarak koyduÄŸu emir ve yasaklara ve düşüncelere inanmasıdır.
Cahiliyye insanları Allah’ın varlığını kabul etmekle beraber putlara taparlardı. Onlar putlarının Allah katında kendilerine ÅŸefaatçı olacaklarına inanırlar ve: Biz onlara ancak bizi daha çok Allah’a yaklaÅŸtırsınlar diye ibadet ediyoruz” derlerdi. (Zümer,/3)
Åžarap içmek adeti çok yaygındı. Åžairleri her zaman içki ziyafetinden bahseder, içki ÅŸiirleri edebiyatlarının büyük bir kısmını teÅŸkil ederdi. İslâm’da içkinin, kesin olarak haram kılındığı, Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından ilân edildiÄŸinde Medine sokaklarında sel gibi içki akmıştır (Müslim, EÅŸribe, 3).
Cahiliyye çağında kumar da çok yaygındı. Cahiliyye Arapları kumar oynamakla övünürlerdi. Öyle ki kumar meclislerine katılmamak ayıp sayılırdı. Onların ÅŸairlerinden biri karısına şöyle vasiyette bulunur: “Ben ölürsem, sen, aciz, konuÅŸma bilmeyen, iki yüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme.”
Tefecilik almış yürümüştü. Borç veren kimse, borcun vadesi bitince borçluya gelir: “Borcunu ödeyecek misin, yoksa onu artırayım mı?” derdi. Onun da ödeme imkânı varsa öder, yoksa ikinci sene için iki katına, üçüncü sene için dört katına çıkarır ve artırma iÅŸlemi böylece kat kat devam ederdi. Bunun üzerine inen ayette : “Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin.” (Âli İmrân/130) buyurulmuÅŸtur.
Faizcilik Araplar arasında o kadar yerleÅŸmiÅŸti ki ticaretle onun arasını ayıramıyorlar; “Faiz de tıpkı alış-veriÅŸ gibidir” diyorlardı.
Kocanın birkaç metresi olduğu gibi, kadının da başkalarıyla birlikte olması, bazı çevrelerce nefretle karşılanmayan bir davranıştı.
İyi bir çocuÄŸa sahip olmak için kocası karısına “ÅŸu adama git ve ondan hamile kal” diyebilirdi. Kadın istenilen adamla beraber olduktan sonra kocası hamileliÄŸi belli oluncaya kadar ona yaklaÅŸmaz, daha sonra yaklaÅŸabilirdi.
Bir kadın isterse, sayıları üç ila on arasında deÄŸiÅŸen bir grup erkek kadının evine girerek, hepsi de onunla birlikte olurdu. Kadın doÄŸum yaparsa doÄŸumdan bir kaç gün sonra bu erkekleri çağırır, erkekler de zorunlu olarak bu davete iÅŸtirak ederlerdi. Sonra içlerinden birine iÅŸaret ederek “çocuÄŸun babası sensin” derdi. O da bundan kaçınamazdı.
Bazı fuhuş yapan kadınlar da tanınmaları için kapılarına bayrak asarlardı. Bu tür kadınlardan biri doğum yaptığı zaman teşhis heyeti toplanıp benzetme yoluyla çocuğun kime ait olduğunu tespit ederdi. O da çocuğun babası olduğunu kabul etmek zorunda kalırdı. (Buhârî, Nikah, 36)
Kadına deÄŸer verilmez, hak ve hukuku tanınmaz, adeta bir eÅŸya gibi telakki edilip miras alınırdı. Biri ölüp karısı dul kalınca ölenin varislerinden gözü açık biri hemen elbisesini kadının üzerine atardı. Kadın daha önce kaçıp bu halden kurtulamazsa artık onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir, dilerse onu bir baÅŸkasıyla evlendirerek mehrini almaya hak kazanır ve kadına bundan bir ÅŸey vermezdi. Dilerse, kocasından kendisine kalan mirası elinden almak için onu evlenmekten men ederdi. Bunun üzerine inen ayette: “Ey inananlar! Kadınlara zorla mirascı olmaya kalkmanız size helâl deÄŸildir. ” buyurulmuÅŸtur. (Nisâ, /19)
Yiyeceklerin bazısı yalnız erkeklere ait olup kadınlara yasak ediliyordu. “Onlar: Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eÅŸlerimize yasaktır. Ölü doÄŸacak olursa hepsi ona ortak olur” dediler (En’âm, /139)
Cahiliyye Arapları’nın kötü adetlerinden biri de kız çocuklarını diri diri topraÄŸa gömmeleriydi. Onlar bunu namuslarını korumak veya ar telakki ettikleri için, bazıları da sakat ve çirkin olarak doÄŸduklarından yapıyorlardı. Kur’an-ı Kerîm’de ÅŸu ayetlerde buna iÅŸaret edilir: “Onlardan birine bir kız evlâd müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi. ” (Zuhruf, /17), ” Diri diri topraÄŸa gömülen kız çocuÄŸunun hangi suçla öldürüldüğü sorulduÄŸu zaman… ” (Tekvir, /8-9),
Ekin ve hayvanlarla ilgili şu adetleri vardı:
Ekin ve hayvanlarını iki kısma ayırıyor bir kısmını Allah’a veriyor ve bir kısmını da Allah’a eÅŸ koÅŸtukları putlarına ayırıyorlardı. Onlar bu batıl inanç ve adetlerinde biraz daha ileri giderek Allah’ın payına düşeni alıyorlar, onu eÅŸ koÅŸtukları putların payına ekliyorlardı. Ama putlarının payından alıp öbürüne ilâve ettikleri görülmüyordu. (En’âm, /136)
Bir kısım hayvanlarla ekinlerin bazısını dilediklerinden baÅŸkasına yasaklıyorlardı. Ayrıca bir kısım hayvanlara binerken ve keserken Allah’ın adının anılmasına engel oluyorlardı. (En’âm/138).
“Bahîra”, bir diÅŸi deve dört batın doÄŸurup beÅŸincisinde erkek doÄŸurursa kulağını çentip serbest bırakırlardı. Artık ona binmeyi ve sütünü saÄŸmayı haram kabul ederlerdi.
Saibe*; dileği yerine gelen kimsenin putlara adadığı deve idi. Buna da binilmez ve sütü sağılmazdı.
Vasîle*; koyun dişi doğurursa kendileri için; erkek doğurursa putları için olurdu. Şayet biri erkek, biri dişi olmak üzere ikiz doğurursa, dişinin hatırı için erkeği de kesmezlerdi.
Hâm* ; bir erkek devenin soyundan on döl alınırsa onun sırtı haram sayılır, su ve otlakta serbest bırakılırdı. Kimse ona dokunamazdı.
KureyÅŸliler Fil Vakr17;ası r16;ndan hemen sonra, r0;Humsr1; denilen bir asalet fikrini ortaya koydular ve uygulamaya baÅŸladılar. Arafat’a çıkmayı, Arafat’tan ifazâyı terk ettiler. Herkes Arafat’ta vakfe ederken, bunlar Müzdelife’ye giderler, orada dururlardı. Ve “Biz ehlullahız, Harem-i Åžerif’in hâdimleriyiz” diyerek, diÄŸerleriyle eÅŸitliÄŸi kabul etmezlerdi. Kinâne ile HüzâaoÄŸuları da bu hususta KureyÅŸ’e iltihak etmiÅŸlerdi.
Harem hâricinden gelen herkesin, Beyt’in ilk tavafını, r0;Siyab-ı Humsr1; adı verdikleri bir elbise ile yapmalarını kararlaÅŸtırmışlardı. Kim ki adi bir elbise ile gelip tavaf ederse, tavaftan sonra o elbiseyi çıkarıp atmak zorunda idi.
Diğer bir uygulama ise; asilzadelere mahsus bir elbisesi olmayan bedevî erkeklerin çıplak; kadınların da yalnız önü yırtmaçlı kısa iç gömleği ile tavafa mecbur edilmesiydi. |