Hadis-i Åžerifler
Nimete şükür, acılara sabır, hatalarından özür dileme ve karşılaştığı haksızlıkları affetme büyük bir erdemdir.
***
“Tehlikeli olduÄŸunu bile görseniz, gerçeÄŸi aramaktan, doÄŸruya ulaÅŸmaktan geri durmayın. Zira kurtuluÅŸ, sadece ve sadece doÄŸruluktadır.” (İbn-i Ebiddünya)
Bilinçli Müslüman, doğruluk üzere yaşamakta, tehlike ve zarar olduğunu görse bile, doğruluktan şaşmaz, eğriliğe sapmaz. İnanır ki, dünyada da ahirette de insanı kurtarıcı tek gerçek doğruluktur.
Doğruluk bir an için zarar verir gibi olsa da, uzun vadeli düşünüldüğünde, insanı utançtan, pişmanlıktan, daha büyük zararlardan kurtaracak yegane çare, doğruluğa dört elle sarılmaktır. Yalana dolana ise asla tenezzül etmemektir.
***
Abdullah bin Büsr el-Eslemî´den:
“İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun, ameli de güzel olan kimsedir.” (Tirmizi - 2330)
İnsanların hayırlı olup olmamalarını belirleyen şey, amelleridir. Güzel ve salih ameller işleyen; ibadetleri, hayır ve iyilikleri çok olan kimseler insanların en hayırlısı sayılmaya layıktırlar.
Amelleri güzel olan kimsenin ömrünün uzun olması da ikinci bir güzellik ve hayırlılık sebebidir.
Ömrün uzun, amellerin de güzel olması, gerçekten insan için büyük bir bahtiyarlık vesilesidir.
Uzun ömür tek başına bir dua ve istek konusu olmamalı, beraberinde güzel ameller, güzel davranışlar, o uzun ömrü süsleyip güzelleştirmelidir..
KeÅŸke deme…
Ebu Hureyre´den:
“Başına bir iÅŸ geldiÄŸinde: ‘Åžayet şöyle yapsaydım, şöyle olurdu’ deme.
Fakat ‘Bu Allah´ın takdiridir ki, öyle olmasını diledi ve öyle yaptı’ de. Çünkü keÅŸkeler, ÅŸeytanın vesvese ve kandırmalarına yol açar.” (Müslim - 2664)
Bir iş olup bittikten sonra, ardından keşke şöyle yapsaydım, böyle yapmasaydım diye ah vah etmenin hiçbir yararı yoktur. Olan iş, Allah´ın dilediği şekilde olmuş bitmiştir. Allah´ın takdir ettiği bir şeyi kulun değiştirmeye gücü yetmez.
Bu sebeple keşke sözünden Allah hoşlanmaz. Bu söz, şeytanın vesveselerine yol açar, kader inancına zıttır.
“Üç ÅŸey, ölen kiÅŸinin ardından gider: Ailesi, malı ve ameli…
Ailesi ve malı ölü kabre konduktan sonra geri döner. Ameli ise, ölen kiÅŸiyle birlikte kalır.” (Buhari - 6514; Müslim - 2960)
Ölen kişinin dünyadan her şeyle ilgisi kesilir. Ancak şu üç şey bundan istisnadır :
Ailesiyle ilgisi, kabre konulup toprağa gömülünceye kadar devam eder. Sonra aile fertleri onu orda bırakıp mezarlıktan geri dönerler.
Malı ile ilgisi de, kefenlenip kabre konmasıyla biter. Geride bıraktıkları, mirasçılarına intikal eder.
Ölünün ameliyle yani yaptıkları ile ilgisi ise kabre konmakla sona ermez. İyi veya kötü ameller kulun yanında kalmaya, ona mükafat veya ceza kazandırmaya devam eder.
***
“Her kul, ölmüş olduÄŸu hal üzere diriltilecektir.” (Müslim/Cennet 83)
Dünya hayatı bir imtihan meydanıdır. Kulun iyi veya kötü nasıl bir hayat yaşayacağının, denenme yeridir.
İnsan için önemli olan, bu imtihan süresini tamamlayıp bu dünyadan ayrılırken iman ve güzel amel sahibi olarak âhirete göçmek, hayat imtihanını yüzünün akıyla verip kazananlardan olmaktır.
Hadisin ifadesine göre, kul son nefesini nasıl bir inanç ve duygu içinde verirse, âhirette o hal içinde diriltilecektir. Bu durumda kulun âhiretteki durumunu belirleyici faktör bu dünyadaki yaşayışı ve son nefesindeki inancı olmaktadır.
- Elbisesini (kibirle) yerlere kadar salıverene,
- Yaptığı iyilikleri insanların başına kakana,
- Yalan yemin ederek sattığı eÅŸyasına sürüm saÄŸlamaya çalışana…” (Müslim, Ebu Davud, Nesai, İbn-i Mace)
***
“Alıcı ile satıcı, (sözleÅŸme imzalayıp) birbirinden ayrılmadıkça, bir malı alıp almamakta tercih hakları vardır. Alıcı ile satıcı, alışveriÅŸte doÄŸru konuÅŸur ve maldaki kusuru açıkça söylerlerse, alışveriÅŸleri kendilerine bereketli kılınır.
Şayet malın kusurunu gizleyerek yalan söylerlerse, (belki) kâr edebilirler, ama alışverişlerindeki bereketten yoksun kalırlar.
Yalan yere yemin, (alıcıya güven verip) satışı (sürümü) artırsa dahi, gerçekte kazancın bereketini yok eder.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi)
***
“Sizden biriniz:
- Allahım, dilersen beni affeyle, dilersen bana acı, demesin.
Allah´tan isteÄŸini kesin dille yapsın. Çünkü Allah´ı zorlayan hiçbir kuvvet yoktur.” (Buhari, Müslim)
İnsanın dua yaparken tereddütlü ve istemekte çekingen olmasının bir tek sebebi vardır : Yaptığı günahın çok büyük olduÄŸuna inanması ve Allah´ın onu bağışlayacağına ümidinin tam olmaması…
Halbuki işlediği günah ne kadar büyük olursa olsun, Allah´ın af ve bağışlamasını aşıp taşamaz. Allah´ın rahmet ve affı daha çoktur, daha büyüktür, daha geniştir.
Allah´ın rahmetinden ümit kesmenin ise, hiçbir haklı nedeni yoktur. Allah´ı affetmemeye zorlayacak hiçbir güç ve kuvvet yoktur. İnsan yeter ki samimi tövbe etsin, günahtan kesin kararla vazgeçsin.
Allah´a inanan bir kişi, Rabbinden hiçbir zaman ümitsiz olmaz; sadece kendini affa layık hale getirmeye çalışır.
***
“Düşmanla karşılaÅŸmayı (sakın) arzu etmeyiniz. Allah´tan (bela deÄŸil) âfiyet isteyiniz. Düşmanla karşılaÅŸmak zorunda kaldığınızda da sabrediniz.” (Buhari, Müslim)
Kulun, sevabı çok diye bela istemesi, sabretmek zorunda kalacağı durumlara istekli olması, edebe uygun bir temenni değildir.
Çünkü kulun belayı isteyipte verildiği zaman sabredememesi hali, aleyhine bir durumdur. Bu durumda sızlanmaya hiçbir mazeret bulamaz.
Uygun olan, Allah´tan hep âfiyet istemektir. Beladan Allah´a sığınmaktır. Ama bela geldiğinde de sabra çalışmaktır. Bu durumda Allah´tan yardım ve tahammül istemek; hem makul, hem de edebe uygundur.
Ekim 10 2007 02:43 pm | Hadis
Yorum Yapabilirsiniz
Sen, olmalısın Giriş Bir Yorum Yaz.