Cumhuriyet, Kınalızade Ali kafası!
Taha Akyol’a göre Cumhuriyet gazetesi ile Osmanlı Şeyhülislamı Kınalızade Ali Efendi aynı kafayı taşıyor. Said Nursi ve Ziya Gökalp ise aksi istikamette görüş birliğindeydi.
12 Eylül öncesinde bir MHP yönetici iken kaleme aldığı yazıları Tarihten Geleceğe adıyla kitaplaştıran Taha Akyol ile o gün yazdıkları üzerinden yola çıkarak yaptığımız söyleşinin son bölümünde Müslümanların ekonomik tavrı ve Türki Cumhuriyetlerin geleceğini konuştuk. İşte söyleşimizin son bölümü:
> Kınalızade Ali Efendi’nin görüşlerini eleştiren bir bölüm var kitabınızda. Türklerin sadece savaşçı ve köylü olmasını isteyen zihniyeti eleştiriyorsunuz. Günümüzdeki Taha Akyol’a baktığımız zaman dünden bugüne aynı noktada olduğunuzun en net ortaya çıktı konu bu diyebiliriz.
Türkiye’de bugün ekonomik açılımlardan kaygı duyan, dış sermayeye karşı çıkan, yerli sermayenin rengini tartışanlar bir anlamda bu geleneğin devamı olabilir mi?
> Sermayeye bu kadar tepki duyanların bir kısmı bu geleneğin devamıdır. Mesela Cumhuriyet Gazetesi dindar görülen insanların ticaretle uğraşmasını ‘din tüccarlığı’ diye niteliyor. Bu tam Kınalızade Ali Efendi kafasıdır. Cumhuriyet gazetesinin Müslüman tarifine göre demek ki Müslüman’ın köşeye çekilip, ‘Bir lokma bir hırka’ demesi lazım.
“ORTAÇAĞ İKTİSAT AHLAKI İSLAM SANILIYOR”
Ticaret hayatına girmek istediği zaman, zengin olmak istediği zaman, yatırım yaptığı zaman, hanlar apartman yaptırmak istediği zaman Cumhuriyet Gazetesine bu turum ters gelmektedir. Bu eski görüştür. Bu Sabri Ülgener’in dediği eski Ortaçağ iktisat ahlakının İslam zannedilmesidir.
“BU BİR İMPARATORLUK İDEOLOJİSİDİR”
Beri tarafta ticareti teşvik eden İslam da var. Tarihte biz bunun ikisini de görüyoruz. Tarihte Kınalızade Ali Efendi gibi ticareti kötüleyenler de var, İmam-ı Azan gibi ticareti övenler de var. Kınalızade Ali Efendi dini yanlış anladığı için böyle söylemiyor. Kınalızade bir imparatorluk insanı. Bir imparatorluğun şeyhülislamlığına kadar yükselmiş, İstanbul Müftüsü. O İmparatorluğu temsil ediyor. Bütün imparatorluklarda ticaret kötü, tarım ve askerlik iyi görülür. Osmanlı’da da böyleydi, Bizans’ta da böyleydi, daha önce Roma’da da böyleydi. Romalılar da tüccarları hor görüyorlardı. Romalılar da köylüleri, askerleri yüce görüyorlardı. Tüccarlar hor görülüyordu. Bu bir imparatorluk ideolojisidir.
İslamiyet’in gerileme döneminde tasavvufun olumsuz etkisiyle dünyadan uzaklaşma eğilime paralel olarak imparatorluk ideolojisi ortaya çıkınca, dünyadan uzaklaşma ideolojisi, ticarete hor baktı, imparatorluk da aynı açıdan baktığı için birbirini teşvik etti.
SAİD NURSİ VE ZİYA GÖKALP’İN BULUŞTUĞU NOKTA
Kınalızade Ali Efendinin söylediği bir imparatorluk ideolojisidir. Said Nursi’nin de bir eleştirisi vardır: “Bugünkü Müslümanlara bakın, ya askerdir ya köylüdür. Gayrı Müslimlere bakın, bunlar ticaret yapıyorlar zengin oluyorlar. Müslümanlar da artık ticaret yapmalıdır” diyor.
Said Nursi’nin bu sözleri 1908-1914 arasındaki tartışmaların yansımasıdır. Bu yıllar arasında İttihatçıların başlattığı bir milli iktisat kampanyası vardır. Bunu ideolojik öncülüğünü Ziya Gökalp gibi sosyologlar, hukukçular, düşünürler yapıyor. Beri tarafta İslamcılar bunlara katılıyor. Onlarda İslamiyet tarafından ticaret ve sanayinin mergup yani rağbet edilir olduğunu Ayet ve Hadislerle açıklamaya çalışıyorlar.
Bu tartışmayı siz 17. Yüzyılda görmezsiniz, 18. Yüzyılda da görmezsiniz. Ne zaman ki sanayi ve ticaret yakıcı bir problem olarak Türklerin önüne gelmiştir. Ve Türkler de bakmışlardır ki kendileri ya devlet memuru asker bürokrat yahut da köylüdürler. Ama gayrı Müslimler, Avrupalılar ticaret yaparak güçleniyorlar öyleyse biz de sanayi ve ticarete sarılalım demişlerdir. Bunu kitlelere benimsetmek için, kendileri de Müslüman olduklar için bu maddi ihtiyacın gerekçesini İslamiyet’te aramışlardır. Ve bu defa Kuran’da Hadis-i Şerif’ten ticaretin dünya nimetleri için çalışmayı, sanayiyi, dünyada güçlü olmayı teşvik eden noktaları ön plana çıkartmışlardır.
Bu Ayet ve Hadis-i Şerifler yüzyıl önce de vardı ama onlar ön plana çıkmıyordu. Ne ön plana çıkıyordu, cihat ayetleri ön plana çıkıyordu. Niye Osmanlı İmparatorluğu bir fütuhat devleti olarak cihat ayetlerine o yıllarda daha çok ihtiyaç duyuyordu. Ne zaman ki sanayiye, ticarete, bilim ihtiyaç duyuldu, bu defa ticaretle ilgili, bilimle ilgili Ayet ve Hadisler öne çıktı. Said Nursi de ıo dönemin düşünürü olduğu için, o dönemin İslamcısı olduğu için o da o dönemde Ziya Gökalp ne söylüyorsa onu söylüyor. Ziya Gökalp de aynı şeyi söylüyor. Biz asker ve köylü olduğumuz için geri kaldık tüccar ve sanayici olmamız lazım diyor. Said Nursi’nin sözleriyle Gökalp’in, “Bir ülke ki çarşısında dönen sermaye Türk’ündür” sözü arasında ne fark var? İkisi aynı dönemin adamları birsi İslami olarak söylüyor, öteki Milliyetçi olarak söylüyor.
>
Yazıları kaleme aldığınız dönemde SSCB’nin varlığı söz konusu ve Türklerin çoğu onun hakimiyeti altındaydı…
> Evet, esirliğe giden tarih diye bir bölüm var kitapta.
>
Bugün SSCB yok bağımsız Türkiye Cumhuriyetler var. Bunlar gerçi ekonomik açıdan özlenen düzeyde değil, birbirinden kopuk, gerçi henüz kendilerine gelebilecek bir zaman süreci de geçirmediler ama ileriye yönelik olarak baktığımızda bunun sinyalleri de verilmiyor açıkçası. Yani ben en azından kısa vadede biraz karamsarım o geçmişte bilim adamları yetiştirip dünyayı aydınlatan Türk cografsasından. Neden böyle oldu, biraz açar mısınız?
> O makalemde ben Uluğ Beyler yetiştiren Türk İslam Orta Asya Medeniyetinin nasıl karanlığa gömüldüğünü, nasıl bir cehalete gömüldüğünü anlatıyorum. Böyle cehalete gömülmüş bir toplumun tabii ki sanayi ve ticaret yapamayacağını, bir ordu kuramayacağını belirtiyorum ve “o yüzden Ruslar geldiler, aldılar” diyorum. Öbür tarafı da İngilizler geldiler aldılar, Fransızlar geldiler aldılar.
Yine orada Sovyet ekonomisinin tıkandığını anlatıyordum. Tıkanan Sovyet ekonomisinin reform yapması gerekiyor ancak bu reformlar SSCB’yi dağıtacak ve bağımsız Türk cumhuriyetleri ortaya çıkacaktır, diyordum.
SSCB gerçekten de din için, milliyetçilik için yapılan ayaklanmalardan dolayı yıkılmadı. Ekonominin tıkanması reformları gerektirdi, o reformlar yapılınca da makine dağıldı ve Türki Cumhuriyetler ortaya çıktı.
“TÜRKİ CUMHURİYETLER ZAMAN İÇİNDE GELİŞECEK BUNA İNANIYORUM”
Bunlar, her millet gibi geçmişlerini milli tarih olarak algılıyorlar. Mesela Özbekistan’da Uluğ bey milli simgelerden biridir. Halbuki Uluğ Bey kendisinin milli bir simge olduğunu düşünmüyordu. Ama bugün onlar geçmişe baktıklarında Uluğ Bey’i milli bir simge olarak algılıyorlar. Ayrıca bu milletlerin geçmişinde Ceditçilik denilen bir modern milli uyanış dönemi vardır. Ben zaman içinde bu toplumların gelişmeleriyle daha kendi kültürlerine sahip bilim hayatını geliştiği, bilim hayatını geliştiği, sizin sorduğunuz anlamda ileri derecede bir ekonomik, kültürel ve siyasi hayata ulaşacaklarına inanıyorum.
Aralık 18 2007 12:03 pm | Gündem
Yorum Yapabilirsiniz
Yorum yazabilmek için Giriş Yapmalısınız.
